forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com

DAVUTOĞLU’NUN PAKİSTAN - AFGANİSTAN GEZİSİ

unalbolatDışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, mevcut konjonktüre göre bulunduğu makamda olması gereken en uygun isim. Bunun böyle olması Türkiye’nin en büyük şansı.

Ama bu şans, Türkiye’nin, kurtlar sofrasında oyun oynayan devlet konumuna yükselmesi için tek başına yeterli mi onu bilemem.

Sayın Bakan kendi tabiriyle alt kıta’da…

Yani,

Pakistan, Hindistan, Bangladeş ve Afganistan’dan oluşan coğrafya’da…

Ne için?

Bu coğrafya’da yaşayan 600 milyon Müslüman’ın kanlı etnik ve dinsel iç savaşlara sürüklenmemesi için…

Çünkü kabile, dil ve bölge bağlantıları veya tarihi düşmanlıklar sebebiyle, ülkeler arasında çıkabilecek savaş bu coğrafyayı çökme eşiğine getirebilir.

Tabii coğrafyanın stratejik önemi sebebiyle dünyayı da krize sürükleyebilir.

Çünkü Fergana Vadisi adı altında her türlü illegal hareketin rahatlıkla yeşertilebildiği istikrar ve kontrolün bir türlü sağlanamadığı bir geniş vadi bu bölgenin kalbinde…

Böyle bir kargaşa tehlikesi var mı?

Yıllardan beri zaten bu coğrafyada durulma yaşanmadı ki…

Halen de kargaşa için ne kadar oyun varsa bu bölgede deneniyor.

***

İşte Sayın Davutoğlu’nun gezisiyle birlikte gözümüzü çevirdiğimiz bölgede yaşanan şiddet olayları…

Ardı arkası kesilmiyor…

İstikrar bir türlü sağlanamamış, sağlanamıyor…

Çünkü bölge coğrafyasının kargaşa içersinde olması bölgeye şekil vermek isteyenlerin işini kolaylaştırıyor.

İki sene öncesinden bütün stratejistler aynı noktaya dikkat çekiyordu…

Bölge büyük siyasi çalkantılara sahne olacak…

İşte adım adım o günlere geliniyor…

Geliniyor da…

Kendi içinde birçok sorununu henüz çözememiş, kendi coğrafi konumunu pürüzlerden henüz arındıramamış bir ülkenin o coğrafyada inisiyatif alması ne iş?

Neye göre? Kime göre?

Hangi güçle?

Hangi vizyonla…

Bu sorularım ülkemizi hafife aldığım için değil. Aksine böyle inisiyatifler ülkem adına heyecan veriyor… Gurur veriyor…

Ancak, beraberinde endişelerimi de söylemeye engel teşkil etmiyor.

Etmemeli…

***

Evet… Türkiye’nin bu coğrafyada inisiyatif alması hiç de hafife alınacak bir gelişme değil…

Sayın Dışişleri Bakanımızın yaptığı açıklamada olduğu gibi bölge ülkelerinin tamamıyla samimi ortamda görüşebilen tek ülkeyiz…

Niye?

Çünkü biz de Müslüman ülkeyiz…

Başka?

Emperyal hedeflerimiz yok.

Barış ve kardeşlik konusunda samimiyiz…

Bunu orada herkes görüyor, biliyor…

***

İşte dikkat edilmesi gereken husus da burada başlıyor.

Bizim böyle olduğumuzu sadece o bölgenin yöneticileri mi biliyor?

Ya da ABD yönetimi de biliyor mu?

Evet biliyor… Obama da biliyor…

Bu bakımdan o coğrafyaya “İslam düşmanlığı artık yok” mesajı veren ABD’nin Türkiye gibi müttefikleriyle bölgede nabız yoklaması sadra şifa olarak addediliyor.

Bu süreçte Sarkozy’nin bile hatırı hiçe sayılabiliyor.

E kolay mı?

Türkiye bölgeye barış ve istikrar arabuluculuğu için gidiyor.

İşte endişe sorusu da burada akla geliyor:

-Yani Türkiye böyle bir işe yaramasa o coğrafyada yine inisiyatif alabilir miydi?

Bu inisiyatifi ona kullandırmak isterler miydi?

İstemezlerse ne olurdu?

Kendi isteğiyle böyle bir inisiyatif alma gücüne sahip miydi?

***

Ama ne enteresan ki gelişen sürece bakıldığında Türkiye artık AB üyesi olma yolunda önceki gibi bir gayret içinde olmayacak.

Süreci AB’nin kendi bilirliğine bırakıp yeni coğrafyada at koşturacak.

Muhtemelen bu coğrafyada kilit ülke olmasa da eksen ülke konumuna yükselecek.

Cek… Cek… Cek…

Bunlar iyi düşünceler… Yalnız aynı endişemi tekrar sormak durumundayım:

Türkiye bu coğrafya’da rol mü alıyor, rol mü üstleniyor…

İşte burasını kestiremiyorum…

Dolayısıyla içeride açılım üstüne açılım bekleyen iç ve dış kendi sorunlarımıza bakıp aynı fıkrayı hatırlıyorum:

Karate veya Tekvando bilen biriyle tesadüfen kapışan iki hemşerimden biri enseye aldığı bir darbe ile iki seksen uzanıyor. Dayak yemeye başlayan diğer arkadaşı yerde yatana bağırıyor:

—Ula uşağum, ne duruyorsun sen de ona vursana

Yerde iki seksen yatan sesleniyor:

—Ha vuracağum vuracağum da tikine duramayrum…