forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

AR DAMARI ÇATLAMAYA GÖRSÜN…

Aktif .

umit_otan_120ÜMİT OTAN / EGE'DEN 

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Vedat Akgiray’ın “borsacı gazetecilerle” ilgili açıklaması olmasaydı,  “o eksantrik ilişkileri” bilmiyor mu olacaktık? Yani, şimdi, Sayın Akgiray, bizi hayretler içinde mi bıraktı? Yıllardır “göstere göstere” yaşanan kirliliği izlemekten, görmezden gelmekten başka ne yaptık ki?



“Ar damarı” bir kez çatlamaya görsün.


Ne kadar tükürürsen tükür, yağmur olur.

Yıllardır böyle olmadı mı?

Askerin nasıl olması gerektiğiyle ilgili destan yazanlar, “ille de hukuk” diyenler, “ille de demokrasi” diyenler, “ille de laiklik” diyenler, artık iyice “suyu çıkan” medyanın da “arınmasına” ışık tutsalar  epey sevaba girecekler…

Askerler, suçlu bulunarak mahkum olan kuvvet komutanını rütbelerini söküp er olarak kapı önüne koyduğunda  “helal olsun” sevinci, medyada da karşılığını bulmalı artık.


Gazeteciden başka her şeye benzeyen “paragözleri” biz ne zaman “ gazeteci apoletlerini” sökerek kapı önüne koyacağız?

Onları ne zaman rezil edeceğiz?


Medyada, ne yazık ki, uzun yıllardır her şey olunabiliyor, ama bir türlü rezil olunamıyor.

“Ar damarı” çatladığında akan sular duruyor…

Fransız Gazetecileri Ulusal Sendikası, neredeyse yüzyıl önce, 1919’da, ticaret- medya ilişkisinin bugüne bakıldığında “tertemiz” olduğu yıllarda  bir metin ortaya koymuş:

“Mesleki Görev Şartnamesi”


“ - Gazeteci yasal olmayan yollara başvurarak bilgi edinmeyi ve kişilerin iyi niyetinden yararlanmayı kendisine yasaklar.

- Gazeteci kimliğini, bu kimliğin yaratacağı etkiyi ve ilişkileri kullanabilecek hiçbir resmi ya da özel kuruluştan para almaz.

- Olayları değiştirerek sunmayı ve yalanı meslek hatalarının en büyüğü olarak algılar."


Onlarda hala aynı “şartname” geçerli.

Bizde tam tersi.

Her üç-beş yılda bir “ne kadar temiz, saygılı bir medya” olacağımıza dair “yemin metinleri” boy gösterir, sonra “eski tas, eski hamam”…

Vedat Akgiray’ın, kibarca ortaya koyduğu vahim durumun “sağlamasını” yıllar önce yapardım.


Bir köşe yazarı, gezdiği, hayran kaldığı ve geleceğinin çok parlak olduğunu ballandıra ballandıra yazdığı “şirketi” hemen mercek altına alırdım.

O şirketin yazıdan önceki borsa rakamlarına “mim koyar”,  bir hafta sonra yeniden bakardım.


Sonuç müthiş olurdu.

“Tavan yapmak” dediğin böyle olurdu.

Tüm “kirlilikler” göre göre, bile bile yaşandı, yaşanıyor.

Arınmakla ilgili “bir meselemiz” olmadı.


Artık o kadar kirlendik ki arınacak mecalimiz de kalmadı.

İçimizdekilerin “yedikleri naneleri” başkalarının açıklamasını bekliyoruz.

Oysa her şeyi, ayrıntısıyla gazeteciler biliyor…

Dürüst, onurlu, gerçek gazeteciler de örgütsüz, işten atılma korkusuyla kıskıvrak sarmalanmış durumda…


Geriye ne kalıyor?

Sessizlik…

Gazeteci dernekleri, sendika ve tüm ilgili medya kuruluşları tez elden harekete geçmeli, gazeteci kılıklı tüccarları, iş bitiricileri ortaya çıkarmalı, rezil etmeli, sokağa atmalıdır…

Bir de “tavan yapan” gazeteci ücretleri var.


1500-2000 liraya “sınırsız  mesai saatiyle” koşturan gazetecilerin gözü önünde “saltanat hayatı” yaşayanların durumu var.

Hele bu paralar  TBMM gündemine bile taşınacak boyutlara gelmişse,  oturup bu konuyu da yeniden konuşmakta yarar var.

Akıllara durgunluk veren rakamlar, en iyi niyetli insanın aklına bile aynı soruları getirmez mi?


“O kadar çok paralar yalnızca gazetecilik mesleğinin karşılığı mı? Başka bir çapanoğlu olmasın?”

“Sen bulunmaz Hint kumaşı mısın kardeşim?

Benim inanasım gelmedi.


İzmir’de çalıştığımız yılların hatırına, Ergun Babahan’a sormak istiyorum:

“TRT’den her program başına 7500 Dolar aldığınla ilgili haberler karşısında söyleyeceğin bir şey var mı?”

umitotan@gmail.com

NOT: Ümit Otan'ın yazıları aynı zamanda http://www.t24.com.tr de yayınlanmaktadır.


DKM ARŞİVİ

Loading