forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

Asena Erkin, Seda Sayan, Gülay Göktürk, Barış Yarkadaş, Gülen Hareketi Medyası

Aktif .

NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN 

Temelini öğrenmeden ayrık olmak Evren Paşanın Picasso tablosu karşısında  ne var bunda ,  bende yaparım demesine benzer.

Başarılı Kamu yayıncılığı  yapabilmek için hem diğerlerinden farklı (ayrık) olacaksın ki farkını ortaya koy rekabet et , hemde  işin temelini çok iyi bileceksin . 

İşin  temelindeki özü , ahlaki boyutunu , sorumluluğunu ;   ufkumu açan çok değer verdiğim , yurt dışında yaşayan ama  yurt içini   içinde oturanlardan daha iyi gözlemleyen  bir okuyucu dostumun    güzel sözleriyle şöyle anlatmak mümkün :

‘  Hapishanede ömür boyuna mahküm en azılı seri katil sapıkların bile bir kırmızı çizgisi mutlaka varmış. Ve bu kırmızı çizgi nedeni ile de insan olmak tanımına en çok yaklaştıkları nokta imiş bu kendilerince saptadıkları asla yapmam dedikleri listeleri.  Ve bu liste varlığı , insan olmak, bugün ölüm cezasını yok eden neden.  Kırmızı çizgilerimiz olmak zorunda,

İnsan kalabilmek için, Ötesi yok.’

Televizyonlarımız   ‘ suni ayrıklar ‘  yaratıp sonra ekranlarda bir yerlere sokuşturup şöhret imalatına yoğunlaşmış vaziyette . 

Önce  skandallar sonra artık jüri üyeliğimi olur, saçma sapan bir dizide oyunculuk mu ,sabah kuşaklarımı ,  gelin ata binmiş ya nasip demiş  hesabı .

Son günlerde bir Asena Erkin’dir gidiyor. 

Asena’nın neyi meşhur diye haberlere baktığımda okula gidiyor, ama şimdiden moda danışmanı , Berkay’ın arkadaşı  , çok başarılı futbolcumuz  Caner’in eşi , çocukları var Allah Bağışlasın .

Sonrası yok.

Şöyle yok, Caner Asena’ya  Ferrari alıyor , ve Nişantaşı’da park yeri arıyor  haber bu. 

Ve  dedikodularla gündem oluşturma çabası ,  şimdilik  Asena Erkin  bu.

Reklam  ayyuka çıkmış dedikodularla , tamam ,  fakat Asena’nın esas marifetini  görmüş değiliz ama gidişat  gösteriyor ki  medyada bu kadar yer aldığına göre ekranlarda Asena’yı göreceğiz , işte o zaman asıl  marifeti neymiş anlayacağız marifet yoksa canı sağ olsun diyeceğiz !

Bu tezgah Caner’in lehine mi,  bilemem  ses çıkarmadığına göre var bir bildiği .

Yıllardır bu böyle ,  ekranlarda hemen her branşta  uzayıp gidiyor. 

Kamu yayıncılığı görevlerinin  ayrılığı zaten tamemen kaybolmuş halde,  bir TV yöneticisi seninle  istenmiş olduğu için  götürdüğün  proje üzerine konuşup sonra reddedip daha sonra projenin ismini araklayıp ağzını burnunu dağıtıp karşına senaryo yazarı diye çıkabiliyor.

Veya TV eleştirmeni birden belli kişilerin adeta menajeri gibi müdafii rolüne soyunabiliyor ya da jüri üyesi olabiliyor. 

Ne var ki  bunlar  hep birlikte  aynı anda yapılacak işler değiller kamu yayıncılığında . ahlaken de  olmaz , herhangi bir işte mantıkende. 

Birini seçmek gerekiyor. 

Bazılarından  fedakarlık etmek gerekir, edilmezse ne bu böyle çete gibi....nerede kalır check - balans  kuralı ?  

Hak adalet meemleket hepsi Atçalı Kel Mehmet olur , bir zamanlar TRT’de Latif Okul’ın hem yayın denetim hem repertuar kurulunda olması gibi !  ( Okuyorsa selam olsun , kayda geçiriyorum kendisini , bir şey değil )

 

Gelelim Seda olayının ardında bıraktıklarına .

 

Yüksel  Aytuğ  10 Eylül 2014  tarihli yazısında özetle Seda’nın  davranışının  tasvip edilemeyeceğini söylerek  devamında  ‘ Seda suçlu , ya diğerleri ? ‘sorusunu soruyor.

 

Güzel bir soru , lakin gecikmiş bir soru. 

Seda olayının patlamasına kadar sorulmamış olması talihsizlik , bir yerden başlayacak bu  durumun sorgulanması , doğal olarak patladığı yerden , patladığı yer en başı oldu.

 

Aytuğ’un  Seda’nın ‘iyi insan’ , ‘hayırsever’ olması teşhislerine katılan katılır, özellikle iyiliklerini görenler, lakin burada sosyal bir devletin yerine yani devletin yapması gerekenleri  yapmaya soyunmuş  bir TV kahramanı var. 

 

Bunu bir başına yapmış olamaz, gücü yetmez arkasındaki zihniyet sorgulanmalıdır Seda değil.

 

İşi bu noktaya getiren kimlerdi sorusu önemlidir çünkü bu noktada kamu vicdanı kahramanına ihtar etmiştir , dur diye.

 

Ve  bir zamanlar  anketlerde Türk Ordusuyla  aynı düzeyde güvenilirlik kazandığı  söylenen  Seda Sayan vesayeti , ordu vesayeti tartışılırken tartışılmayacak mı ? 

  

Acaba şimdi durum nedir , gerek ordu gerek Seda açısından , anketler sustu .

 

Aytuğ anladığım kadarıyla diğerlerininde konu edilmesini istiyor,  edilsin , buyrun yazın .

 

Kimileri  Seda  Sayan’ı Oprah ile karşılaştırmayı pek severler . 

Ancak Oprah ve mukayeseli  ABD ordusu güvenilirliği saptanmış değil bildiğim kadarıyla  ABD medyası anlaşılan  sapla samanı karıştırmıyor .

 

Oprah ve Seda’nın benzerlikleri ne olabilir , biri siyahi bir Amerikalı olmasını avantaj olarak kullanmış, Seda’nın Kadırgalı olması diğeri  kadar geniş bir platform değil  nitekim rakiplerine karşı  seda Sayan için bu ciddi bir güç olmadı ,  bir erimeye zaten girdi.

 

Neyse uzun lafın kısası Oprah kazandıklarından Afrika’ya 40 milyon dolarlık okul yaptırdı.

Seda’da yaptırmış okul , bravo. 

Kazancının ne kadarını hayır hasenata geri döndürdü  bilmiyoruz , sevgilisinin anne babasının adına bile okul yaptıran var  yani atla deve değil anlaşılan.

Seda Sayan Rahibe Teresa değil, olmasını da bekleyen yok , sonuçta Yetiş Bacım yıllarından başlayarak dağıttıkları da kendi kaynakları değildi.

 

Vergi ödüyorum  seni fena yaparıma gelince, duymamış olalım , TBMM maaşlarını  karşılayacak verginin  kazancı hangi üretimle yapıyor sorusu sorulur o zaman . 

Neymiş bu kadar değerli üretim ki bu müthiş kazancın vergisi TBMM maaşlarını karşılamaya  yetiyor   öğreniriz . Ancak anlatırlarsa elbette , soran yok çünkü.

 

Ayrıca medyada işsizlikle mağdur edilmiş öyle değerli insanlar var ki gıkını çıkarmayan yani onlar vergiden kaçmak için mi para kazanmıyorlar ? Geçiniz.

 

Seda’ya  esasen kimse düşman değil ama tehlikeli yolun kenarına geldi. 

Tıpkı Oprah gibi.

Oprah kendi televizyonunu kurdu ve Hindistan’a yaptığı gezinin izlenimlerini  içeren programıyla  hayatının eleştirisini aldı.

Hindistanı yılan oynatan, elle yemek vb gibi  insanlardan ibaret sayması hoş karşılanmadı. 

Resmen cehaletle de suçlandı .

Gene manşet oldu ama bu sefer manşet ‘Oprah artık dokunulmaz değil’ şeklindeydi.

 

Evet Sedamız  da artık dokunulmaz değil, bu önemlidir demokrasilerde kimse dokunulmaz değildir olmamalıdır .

Olmaya çalışanların nafile çabalarını , adalete verdikleri zararı görüyoruz.

 

 

Kamu yayıncılığında bir yanlış bazen bin doğruyu da götürür , Ümit Güner olayını hatırlıyalım. 

  

Gelelim  Gülay Göktürk’e. 

Maalesef  yıllardır mensubu  olduğu medyanın  yöneticileri 

liberalizm kılıfına sokuşturduğu akıl almaz gafını  , çocuk pornosunun karton filim şeklide olursa zararsız olacağı ve  çocuk sapıklarınında özgürlüklerine  zarar verilmemiş olacağı şeklinde ki  ‘dahiyane ‘ özgürlükçü fikrini Amerikan Yüksek Mahkemesi kararıyla  örneklediği ve Amerikan Yüksek Mahkemesi kararını adeta  Türkiye’de içtihat bellediğinde (olamaz  ancak doktrinel olarak bakılır )  üstelik  dava konusu olayla kamu yayıncılığının farklı olduğunu göremeyip  hoşgörü gösterip  sineye çekerek yanlış bir hareket yapmıştı.

 

Bu konuda Göktürk’ün Barış Yarkadaş’la karşı karşıya geldiği  tartışma önemlidir ve medya tarihinde kayda geçmiştir , izleyiniz derim kaçırdınızsa.

http://www.youtube.com/watch?v=B5ZwFrkc1Ts

 

Bir  medya grubunun veya kanalının  hoşa giden sözleri söyleyenleri  kayıtsız şartsız koruması yayıncılıkta  ileride çok ciddi yanlışlara mal olur  . 

O gün kapının önüne koyacaktınız beyler !

Medya sağmış, solmuş, cemaatin ,  hareketinin parçasıymış bunların hiç önemi yok, kamu yayıncılığı hakkıyla yapılıyor  mu önemli olan budur. 

O zaman  derhal işine son verilmeliydi, şimdi giderken birde teşekkür ediyor ,bu teşekkür için üzülseniz iyi olur  maksadım  sizleri hele bu zor günlerinizde incitmek değil , zayıf anlar avcılığı yapan bir insan olmadığım bilinir ama bunları kayda geçirmek zorundayız , hatayı belki çok büyüyerek salçım saçak telefon tellerine dönen medyanın yapısında aramak doğru olur , beni çok ilgilendiren  husus değil kendi bileceğiniz iş, ancak kendi bildiğinizin yetmediği ortada.  

Okul kafeteryasında çalışması uygar dünyada sakıncalı bir insanı kamu yayıncılığının parçası yapan  Seda’ya ne kızıyoruz   o  zaman  ?  

Gülay Göktürk’le karşı karşıya oturup fikir tartışanlar, program yapanlar bir kere daha düşünsünler , yeni patronu bin kere daha düşünsün.

En azılı katillerin , sapıkların bile kırmızı çizgisi varken kamu yayıncılığı yapan yöneticilerin  patronların  nasıl olmaz .

Kırmızı çizgilerimiz olmak zorunda,

İnsan kalabilmek için,

Ötesi yok.

Kamu vicdanı ihtarı çekiyor , geç olsa bile....

Kayda geçiriyoruz , elimizden gelen budur.

sevgiyle

necefugurlu@gmail.com

 

DKM ARŞİVİ

Loading