forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

Demokrasi ve Okan Bayülgen, Cem Yılmaz’ın Pipileri ...

Aktif .

ETİKETLER:Necef Uğurlu

necef-ugurlu-560NECEF UĞURLU / KAYDA GEÇSİN 

Biliyoruz ki demokrasi seçen insanların ne istediklerini bildikleri varsayımından ibarettir öyle gül bahçesi filan değildir.

Üstelik seçilmiş  yanlış bir kişinin bile    bütün insanların , ülkenin   emniyetini riske atabileceği bir rejimdir demokrasi , ne bok yedikte bunu seçtik olursun , elbette ben seçmedim ki diye inkar edenlerde olur , sende  gerçekten seçmemiş olabilirsin .

O zaman  ben seçmedim o seçmedi  bu dangalağı  kim seçti sorusunun cevabı demokrasi tarihimiz kadar eski bir cevaptır  , Amerika seçtirdi.

Ohh bir rahatlarız bir rahatlarız kabahati insan üstünden atınca   iyi oluyor.

Fakat sonuç değişmiyor . 

Her sandık aslıda bir atom bombasıdır patlamaya hazır ve  zaman ayarını bilmediğimiz.

Ne var ki demokrasiden daha iyisi henüz icat edilmedi düşünün  halimizi.

Her türlü olumsuzluğa rağmen dünya hala  kendisini havaya uçurmayacak , uçurtmayacak   aklıselim sahibi insanların sayesinde henüz patlamadan  dönmeye devam ediyor .

Bu yüzden  medyamızın , aydınlarımızın, sanatçılarımızın , kanaat önderlerimizin  yazıları, konuşmaları  önem taşıyor. 

Onların arasından  uyaranlar   ben  size demedim mi ulan buna kanmayın diye kafamıza kakmak  için lazımlar, 

Kandıranlar ise  bizi uyuttunuz , yalakalar  cebinizi doldurdurdunuz  diye sitem etmemiz için şart . 

Hepsi lazım . Zaten toplumun birbirini kucaklaması demek  bu dengedir.

Demokrasilerde halk kabahati asla kendinde  bulmaz, bulduğu zaman zaten ister demokrasi olsun ister halk tarafından şamamaya çevrilmiş krallık   iktidar halkın  olur .

 

Böyle bir durumu tespit ederseniz bana da haber verin.

Demokrasi her formülde hep vardır da var olmasına ,  iktidar kimindir önemli olan.

Meclisler de elbette önemlidir ve devrimleri yaparlar , devrimler çapulcular işi niye olsun, boşuna şüphelenilir , Duma’dan  bir Kerinsky çıkmasaydı belki  Rus halkı hala ‘Little Father’ yani ‘Küçük Baba’ adını taktıkları çarlarının peşindeydiler. 

İktidar halkın olmaya ne kadar yakınsa   seçilmişler  dönemleri  biter bitmez bir an evvel evinin yolunu tutmak için dört bakar, kimse yıllar boyu başkası için çalışmak istemez, gerçek bu.  

Hatta en güçlü olduğu zamanda alınganlık çıkarıp istifa edenler bile vardır  Thacher gibi.

Bunun için sanatçılar, düşünürler, kanaat önderleri, gazeteciler  ve politikacılar arasından çıkacak ayrık otlarına ihtiyaç vardır, kabul ediyorum cinnet halidir ve lazımdırlar. 

Medyamızın en ünlülerinden bazılarına bu bağlamda bir bakalım şimdi ne yazıyor, ne söylüyorlar ona göre  kabahati 2014 de kime yıkacağız karar veririz.

Hürriyet Gazetesi köşe yazarı  Ajda Pekkan  yazılarında mesela  nelere yer veriyor bir göz atalım ;

Sayın Pekkan yazılarında  hayvanlara, kadınlara yer veriyor ama rüşvet, yolsuzluktan , yalan dolandan  hiç  söz etmiyor . 

Yazılarında  yok yok, Bodrum’da ki evi var, ruhunu dinlendirmesi var  ki , ülke bu haldeyken her yurttaşa ruhunu dinlendirmesi için bodrumda bir ev lazım  , sosyal devlet bunun için şart ,  trafik var, telefonda çok konuşanlar  var ama yolsuzluk, rüşvet kara para yok.

Hürriyet kimi önemli   yazarlarının ortak huyudur bazı şeyleri duymazlar , görmezler  yok farz ederler dolayısıyla Ajda Pekkan’da köşe yazarlığının verdiği vurdum duymazlığıyla görmemiş, duymamış olabilir  ama yakın ‘aile dostu’  Egemen Bağış’a sorsa hemen öğrenebilirdi. 

Hadi son günlerde Bağış’ın  devir teslim, otobüs üstünde  el sallama gibi işlerinden  başını kaşıyacak vakti olmamış ve görüşemiyor olabilirler , ama OECD ülkeleri arasında kara para aklamakta 3. olmuşuz , Pekkan gibi   fevkalde Avrupai bir sanatçı  olan biteni burada duymasa oradan duymuş olmalı.

Akil sanatçımız Hülya Koçyiğit’ten ise  takviye gıdalarla ilacın farkını anlattığı faydalı , bilinçlendirici kamu spotu gibi  yolsuzluk, kara para, rüşvetle ilgili bir değinme insan bekliyor. 

Ekran karşısında  uyuyanlara o munis sesiyle ‘Hanımlar  kalkın ,  uyku zamanı değil, soyuluyoruz, karapara aklamada  dünya üçüncüsü olmuşuz  dikkat ! Ebelenince fena yapıyorlar   paranız olmadığı için ak para kara para arasındaki farkı bilmezsiniz size anlatayım  ;

Biri emeğe dayalı gerçek para öbürü kara para  gıda takviyesi gibidir  tedavi etmez  sadece semirmeye yarar’ gibilerinden. Ama tık yok.

Gözümüzün bebeği, neşemiz Cem Yılmaz’ımız ise son izlediğimde    pipisiyle konuşuyordu. 

Boşuna  bekledim  şu kara para, rüşvet işini pipisine sorsun diye .

Bu konuda Cem’in  iki laf etmesini beklemiyorum , beyni olanın bu memlekette fikri olmaz,   ama pipisine sorabilirdi, söylediğine göre pipinin fikri var ama beyni yok. 

Sorsa beyni olmayan ama fikri olan  pipi  rüşvet kara para hakkında  fikrini söyleyecek belli ki , epeyde pervasız korkusuz bir pipi Cem’inki  ama  Cem müsaade etmedi , aşkolsun herşeyi yapmasına müsaade ediyor ama bir memleket meselesi hakkında konuşmasına müsaade etmiyor . Cem akıllı beyni var  , pipisinin bile bu konulara girmesini yasaklamış. Halbuki bıraksa fikrini söylese sonra  pipisinin hesabını ondan soracak değiller, sorsalar bile ‘şeyimde değil’ der geçer. 

Kaldı ki  pipisini tutuklayıp kendisini serbest bırakacak halleri olmadığına göre takipsizlik kararı cepte  .

Fikir serbestiyeti olmayan yerlerde bu tür espri ve mizah epey yaygınlaşır,ve iktidarlar  ne kadar muhafazakar olursa olsun bu konulara son derece müsamahalıdırlar , ‘bordello show’ ve bordellolar baskı dönemlerinin sonucudur.

Ama  ilk defa kamu yayıncılığında  ‘Beyin Bedava ‘ programında Okan’da tamamiyle pipi üzerine bilimsel bir  araştırmacı gazetecilik yaptı, ölçüler , bir erkeğin yaşamında ki rolü , birbirlerininkini mukayese ederken yukarıdan kendisininkine  bakanların  olduğundan daha kısa  göz yanılsamaları filan derken sıkıldım. 

Hele yaşam koçu hanımın  şen kahkahaları karşısında  utandım  , pipi lafı geçince kadın basıyor kahkahayı , tamam pipiyi ciddiye alın karşısında karalar bağlayın demiyorum ama bu kadar da alay edilmez ki, neticede o da kendi halinde bir organ.

Acı gerçek medya hakimiyeti olan sanatçılar  rüşvetmiş, kara paraymış, adalet sisteminde olan bitenmiş  pek  ilgilenmiyorlar . 

Her şeyi göze alıp bu ülke umurunda olanlar  , fikirlerini  söyleyenler elbette var, Üzümcü, Şebnem, Suzan Aksoy  parçalıyorlar kendilerini, ve daha niceleri  hemde taa başından beri üstelik şimdi de değil. 

Sistemin kendilerine yapacaklarını bile bile baş kaldırmayı göze aldılar. Unutulmamalılar.

Ve medyamıza gelelim ;

Ak Parti iktidarı  sürecinde  medyamızda  ‘Yorumcu’ , ‘Gazeteci’ , ‘Köşe Yazarı’ , ‘Analist’ kılığında bazı  propogandistler zuhur etti , herkes böyle midir, elbette hayır aralarında çok değerli insanlarda  var ama söz ettiklerim maalesef çoğunlukturlar  ve medyamızı maskeli baloya çevirdiler.

Yolsuzluk, rüşvet, kara para meselesinde konuyla ilgili tartışmalarda ekranlarda öylesine çaresiz kaldılar ki , artık   şimdilerde  kendilerini , anılarını anlatıyorlar, bir nevi Hasan Cemal olma tutkusu sarmış benliklerini ancak anılardan bahsetmek için önce yaşamak gerekir bunlar daha dün kaşlarını alıp ben gazeteci değilim diyerek ekranlara paraşütle indiler .

Kimlerin  bunları sahaya attığını anlatsalar anılarının  bir anlamı  olacak ama anlatmıyorlar . 

Bir kısım bu konuyla ilgili sorular yerine göğüslerine takılı olduğuna kanaat getirdiğim teyplere basıp dış mihrak diyor başka şey demiyorlar.

Rüşvet, kara para meselesine maalesef cevap veremiyor  konuyu dağıtmaya gayret ediyorlar .

Bazılarının şüphesiz bu durum onuruna dokunuyor , üzülüyorlar, hatta geçenlerde Hilal Kaplan  namusu mücessem bir insan olduğunu kirada oturduğunu durup dururken beyan etme zorunda hissetti kendini. 

‘Hırsızın ellerini keselim, ama ihtilal yapanın da  başını keselim ‘ diye pazarlık ise  Akil Hilal Kaplan’a yakışmadı  . 

Ortada bir ihtilal yok bu ne pazarlığı, kaldı ki hukuk devletinde elini kes, başını kes olacak öneri mi, şakası  bile olacak iş değil, ciddiyse hiç olmaz zaten . 

Bu tür insanları evlerinin mutfağında   bile kesici aletlerden uzak tutmak lazım , bırakın ekranlara çıkarmayı. 

Ekranlar vahşet önerilecek yerler değildir .

Kimileri ise medya şöhretlerini, medyada varlıklarını  ‘Atatürk nefreti’ ne borçlular.  

Hoş Atatürk  gelse,  ‘ Necef  bırak benden nefret edenleri  yaşarken de , öldükten sonra da başıma ne geldiyse beni sevenlerden  geldi ‘  dese  verecek cevap yok.

Ekranlarda , medyada  o kadar çok  yalan var  ki, sanki her şey yalan gibi algılanıyor artık , bal yemeye bile çekinir olduk.

Yeni İçişleri bakanımızın soyadının doğrusunu kim söylüyor o bile  belli değil .

‘Bundan  alası can sağlığı’ cümlesinde ki  ‘ala ‘ mı, yoksa  mavi tüylü alakarga isminde ki ‘ala’ mı, sayın Bakan’ın kendisinden  ilk icraat olarak ‘ala’ kaosuna son noktayı koymasını bekliyorum .

Yeni yılda yazmaya devam etmeye çalışacağım, kalpten gelen  sesleri yazıya dökmek derdim , hepsi bu. 

Bazen harfleri atlıyorum, imla meraklısı hiç değilim, yaşlandığım için yazarken  fikirlerimi unutmaktan korkuyorum, sözler benden kaçmadan hızla yazıya döküyorum üstüne üstlük çok gözlüklüyüm , elinde kırmızı kalemle gezenler doğrusu umurumda değil, beni anlayanlar bana yetiyor .

Bu halimle bana gösterdiğiniz ilgiye minnettarım, bazen öyle sayılara ulaşıyor ki okunurluk beni resmen dolduruşa getiriyorsunuz, akranlarım torunlarının öykülerini anlatırken ben hala ülkemin öykülerinin peşinde dazara  dazar koşuyorum, umutlanıyorum, kızıyorum, öfkeleniyorum, gözden kaçanları paylaşmaya çalışıyorum .   

Ben sizden razıyım, sizde benden razıysanız Allah Sağlık verirse yeni yılda da geçinip gideriz.

Kısacası uzay boşluğunda koza yapmaya çalışıyoruz bu mecrada yazanlar, bir takım gözü pek  iyi insanların  gayretleriyle ayakta kalmaya  çalışan sitelerde soluk alıyoruz, soluk alırken bulduğumuz oksijeni sizlerle paylaşmaya çalışıyoruz.

Dayanıyoruz, işimiz umudu kesmemek,  kestirmemektir.

Allah sağlık versin hepinize, hepimize  ve  ülkemize.

Sevgiyle efendim...

necefugurlu@gmail.com