forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

Gezi Direnişine Deli Raporu Yazanlar

Aktif .

NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN

Ekranlarda  Gezi  Direnişine  yaklaşımlar  arasında  en popüler olanı  meydanlara inmiş  gençleri ele alıp, analiz etme. 

Aralarında bazıları adeta direnişe katılanlara ‘deli raporu’ yazma heveslisi.

Gezi direnişine  tek odaklı bakıp , ‘90‘lı gençler’i analiz etme  sevdasına düşmüş ne çok yetişkin var !

Çoğunluğu da   aklıbaşında tahsilli insanlar , hatta  bir an insanın kendisini  onlara teslim edesi bile geliyor , ama hissi selim Allahtan bir ‘Dur’ çekiyor.

Bu milletin Allah vergisi  ‘hissi selim’ ini kayda geçirelim.

Aralarında meydandaki gençlere  hocalık yapmış , hatta belkide hala yapmakta olanlar var.

Ekranlara  ‘hoca’ların biri gidiyor öbürü geliyor.

Zaten uzun bir süredir memlekette herkes ‘hoca’ olduğundan öğrenci kalmamış bulunuyor.

Her ne kadar farklı düşüncelerde oldukları görülse de , tuhaf bir şekilde  birleştikleri 2 nokta var . 

Taksim olaylarını ‘Gezi’ ve ‘Taksim’ olarak ayrıştırmak, ve odak noktası olarak ’90 kuşağı ‘ olan çocukları neredeyse labaratuar haline getirilmiş ekranlarda birlikte didiklemek.

Hocaların yeni kurbağaları ‘Taksim Çocukları’.

Diziside başladı, bakalım ne anlatacak , hoş hiç bir şey anlatmayan fonda şarkı, olaylardan ibaret  80‘leri gördük.

 ‘ 90 kuşağı’ tanımlamasıyla  aslında bir avuç asi çocuk kastediliyorsa bu telaş niye ! 

Bu tür toplumsal itirazlarda elbette çeşitli şer odakları harekete geçecektir, iktidar elindeki devletin aygıtlarıyla onları takip etmek ve meydandakileri korumak yerine başka yerlere gidip geliyor.  Özellikle varsa yoksa ’90 kuşağı’ , yılın ortak takıntısı  haline geldi. 

İktidar reformist, fütürist politikalarına  yol açacak , kolaylaştıracal  olanlara haşin, hoyrat, şüpheci  bakıyor, adeta  didik didik edilmeleri  için ekran ekipleri kurmuş . 

Öte yandan yaşlı, denenmiş, bıkkınlık vermiş , çok konuşan ama hiç bir şey anlatmayan ‘Türkiye’nin Özeti ‘akillerini koyacak yer bulamıyor.

Akillerin  Türkiye’nin özeti olduğu doğrudur , ama Türkiye yeni bir hikaye yazıyor, eski özetlerle aynı hikayeyi yazmak istemiyor. 

Bu tuhaf çelişkiyi kayda geçirelim.

Direnişçilerin yetişkin bireyler olduğu unutulmuş durumda .  

Meydanlarda ki üniversite gençliğinin ebeveynlerine  gelin çocuklarınızı alın  diye anonslar yapan akıldan çok fazla şey beklemek doğru değil . 

Üniversite gençliğinin velisi olmaz , ama olsun bizimkiler çağrılar yapıyorlar. 

Hülya Avşar Başbakan’la görüşmesinde Zehra’dan örnekler vermişti hatırlayın , eğer bu örnekleme çocuk sahibi bir anneden Başbakanımıza nasihatlarsa Başbakanımızın zannederim cümlemizinkiyle Allah Bağışlasın 5 çocuğu var zaten, Hülya  Avşar’ın çocuk büyütme, analiz hususunda aklına bilmem ihtiyacı var mı ?

Başbakanımızda bir başka alem, Hülya Avşar’a gösterdiği hoşgörüyü , diyaloğu maalesef meydandakilere gösteremedi. 

Nitekim boşuna Zehra’yı  örnek vermemiş anneciği , suratında gaz maskesi, sokakta taş atarken gibi bir resmi çıktı, bu aralar onun yaşıtları arasında pek yaygın  gezi kahramanlığı hikayeleri , atan atana. 

Velhasıl,  Hülya Avşar’ın  toplumsal , sosyal sorumluluk  hareketlerini de    serim, düğüm, çözüm olarak takip etmekte fayda var. Kayda geçiriyoruz.

Yeni dünya düzeninin   decentralizasyonu ayağında   bu güne kadar eşi benzeri görülmemiş bilgi otoyollarına   iletişim ağlarının  açılmasıyla ; Sorumlulukların dağıtıldığı , merkezden yönetilemeyen bir dünya çıktı karşımıza.

Artık kontrolsüz, serbest bilgi akışı , iletişim  bazen küçük kalabalıkların dünyayı etkileyebileceğini gösteriyor ve  algıyı yönetebileceklerini . 

Bu kontrolsüz, serbest , doğaçlama insan gurupları geniş bir kapsama alanında basiretleri bağlama gücüne de sahip.

Dünyanın geçirdiği bu büyük  devrimi  anlamak , hangi pozisyonları   almamız gerektiği üzerine düşünmek yerine direnişçilerin idrardan karakter tahlilini yapmaya çalışıyorlar.

Komik duruma düşüyorlar.

Gezi direnişi üzerinden  gençleri  tahlil etmeye çalışırken  bazıları tuhaf tuhaf şeyler söylüyorlar, takip edebildiğim kadarını   sizler için kayda geçirdim.

Artık gülermiyiz, ağlar mıyız takdirlerinize bırakıyorum , çünkü  direnişe ( belkide silkeleniş demek daha doğru , silkelendik ) katılan genç, yaşlı herkeste hastalık arama , teşhis koyma telaşında prof - siyasetçiler  insanı hem kızdırıyor hem de  gözlerinden yaş gelene kadar güldürüyor.

Direniştekiler  hakkında her şey akıllarından geçiyor  ,  ama insan gibi demokratik, çağdaş bir ülkede yaşamak isteyebilecekleri ihtimali  akıllarına gelmiyor .

Gelelim esas konumuz Üsküdar Üniversitesi rektörü  Prof. Nevzat Tarhan’a .

Beni çok şaşırttı.

Sayın Tarhan ‘Memory Center of America’  Türkiye temsilcisi.

Yıldız Teknik Üniversitesinin düzenlediği ‘Genç Türkiye Zirvesi’ etkinliğinde   ‘gelecek’te  şansın öneminin altını çiziyor , ve bu şanslı kişilerin 4 özellik tipini şöyle sıralıyor 

1. Bu kişiler deneyimlere açıklardır. Kendilerini sürekli yenilerler.

2.Ümit duyguları yüksektir

3.Olumluyu düşünürler , her olayda nasıl olmayacağını değil, nasıl olacağını düşünürler.

4.İç seslerini dinlerler.

Gezi direnişindekiler Profesörün ‘şans’ tanımına pek uymuyorlar.

Profesör Tarhan ;  Gezi direnişindeki çocukları ‘Konformist’, Protesto Sever  ilan ettiği yetmiyormuş gibi, ‘Biber Gazı hoşlarına gidiyor’ demez mi , sonra kendi de farkına varmış olmalı söylediklerinin ciddiyetini , işi şakaya vurmaya çalışarak daha da berbat etti, şaka yaptım diye hah hah, hoh hoh güldü.

Çocuklar ölüyor, kör oluyor beyim sen neye gülüyorsun , neyin şakası ?

Tarhan’ın hatırı sayılı sayıda kitapları var. ‘ Destructive drives and impulse control’ alanında ödüllü . 

Kitapları, aile, kadın, sen ben, mutluluk dahil daldan dala her konuya dokunuyor. 

Nitekim ,  Topçu kışlasının kapısını da (Hint - Rus Mimarisi karışımı berbatlık ) çok artistik buluyor illa yapılsın istiyor , Nevzat Bey bu, bu konuda da kitap yazacaktır büyük ihtimalle , çocuklardan sonra buna takmış durumda her kanalda kapı ,duvar olarak yapılsın diye ısrar etmekte.

Profesörümüz bizlere  Gezi direnişinde ki  durumu şöyle izah etti  ;

Franco İspanya’yı üç F ile uyutmuş , Futbol, Fiesta vee Film’miş .

Profesör Tarhan  son F’yi  yanlış söyledi ,  umarım  öğrencilerine de yanlış öğretmiyordur, bazen gerçeği söylemeye ‘terbiyeniz müsait’ olmayabilir, ama ilim insanları terbiyelerine uygun olsun diye gerçeği değiştirmez. Son ‘F’ ‘fucking’ dir. Şimdi ne alaka diyeceksiniz, bende bu soruyu sordum, alakası yok.

23 Haziran Pazar gecesi Habertürk’ün acı komedi dalında  yıldızıydı Prof. Tarhan. 

Gezi direnişindekileri  özetle şöyle tanımladı ; 

evrensel doğrularla farklı düşen (!) , ‘konformist’ , nörobiyolojisi farklı’ ,  ‘fiziksel teması az ‘ ( yapma hocam aşk kokuyor meydanlar, sevişen soluyan insanlar ...) bu yüzden ‘kontrolsüz tepki’ veren, (Karanfil bırakmak mı kontrolsüz tepki oluyor  ...) ‘Salı Pazarı’ na gitmeyen , (ben hep giderim size hiç raslamadım ‘hocam ‘ ....) gerçeklerden kopuk insanlar .  

Aslında  Nevzat Beyin  tarifine göre ‘Gezi’ dekilerin ‘yaratıklar’ olma ihtimali baskın.

Kendisi politik psikolojiyle de ilgileniyormuş, zaten kitaplarına bakarsanız ilgilenmediği  alan yok.

Prof. Nevzat Tarhan’ı kayda geçirmek zorundayız.

Kitaplar, ödüller, Memory Center, Üniversite Rektörlüğü, kendi tarifiyle  epey şanslı bir kişi !

Askeri doktorluktan nerelere gelmiş. 

Olumlu düşünmüş kendi tarifine göre nasıl oldururum  demiş belli.  

İç sesini iyi dinlemiş , muhtemelen bu ses  ‘Yürü Ya Tarhan ‘ demiş....

Ümit duygusuda yüksek olmalı ki bu ipe sapa gelmez idrardan karakter tahlilleriyle bilime katkısı olamayacağına göre kendisine bir şeyler ümit ediyor.

Ancak geldiği nokta çağı okuyamamak ,  meydandaki çocukları Konformist ilan etmek olmuş.

Bence bu da  Allahın tecellisi , belki de verdiğini  geri alma zamanı. 

Kendisinin ‘Çağın Vicdanı Bediüzzaman’ , ‘Mesnevi Terapi’ , ‘Akıldan Kalbe Yolculuk Bediüzzaman’  kitaplarını nasıl yazdığını merak ettim.

Hele sonuncu kitabı nasıl yazdı , Maaşallah kendisinde akıl var  belli de,  kalp yok.

Çünkü kurduğu mantığa göre Bediüzzaman da demek sürgün edilmekten, ezadan cefadan hoşlanıyordu , meydandaki çocukların biber gazından hoşlandıkları gibi.

Mevlana’ da  çarşının  ortasında  öyle döne döne başının dönmesinden hoşlanıyordu. Meydanda ki çocukların itilip kakılmaktan hoşlandığı gibi.

Vah, benim Profesörüme vah ki ne vah. 

Hele hele çocuklara konformizm yakıştırmaları akıl alır gibi değil.

Yani meydandaki çocuklar ilke olarak , ya da uygulamada çevresinde kabul görmüş veya egemen durumda olan davranışlar içerisindeler , öyle mi ?

İnsaf yahu, hocam biraz aynaya bakın.

Mevlana’ya bakın, Bediüzzaman’a bakın onlar da mı konformistti ?

Başkaldırdılar, baş....

Bu tür insanları kucaklamaktan  , kollamaktan , kurumlar, cemaatlerin vaz geçme zamanı geldi geçiyor.

Nitekim Sayın Gülen  çocuklara reva görülen afetin farkında ki ‘Çapulcu demeyin’ diye feryat ediyor .

Bu feryadı kayda geçirelim.

Vicdan sahibi insanları özellikle kadınları  uyanık olmaya davet ediyor, davetimi kayda geçiriyorum.

23 Haziran Pazar Akşamı Didem Aslan  kamu yayıncılığı adına bunları kayda geçirdi , tebrik ederim.

Bir gün annelerin , babaların  daha büyük kalabalıklar halinde  meydanlara inmeleri bu kafaya karşı koymaları  kaçınılmaz . 

Bu ;  ebeveynlerin  çocuklarını  koruma duygusunun çok ötesinde , onlara birey olarak saygı duyduklarından ve isteklerine katıldıklarından olacak. 

Silkelenmedir bu.

Nevzat Tarhan’ın bu sözlerinden tahrik olmamak imkansız.

Bu ihtimali  kayda geçirelim.

Çocuklarımıza deli raporu yazıp hayatları boyunca iz bırakmaya teşne olanlara karşı uyanık olalım. 

Çocuklara hassasiyeti olan Gülen hareketi özellikle bunu hazmedecek misiniz ?Kanallarınızda bu kafalar cirit atıyorlar , birbirlerini ağırlıyorlar.

Prof. Nevzat Tarhan bunlardan biri.

Centilmenler kulübüne yakışıyor mu ?

Bu soruyu kayda geçiriyoruz.

Ve elbette bu süreçte toplumu tahrik yerine sükunete davet eden, anlamaya çalışmaktan öte anladıkları doğruları  paylaşan insanları da saygıyla kayda geçirelim .

Sevgi ve öfkeyle...

necefugurlu@gmail.com