forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

BASIN KONSEYİ'NDEN ZORUNLU İSTİFAMLA İLGİLİ AÇIKLAMAM

Aktif .

ANECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN

Basın Konseyi sözleşmesinin 1. maddesi şöyle der: 

Özgürlükçü bir demoratik sistemin temel şartı olan 'halkın gerçekleri öğrenme hakkını savunmak; özgür ve sorumlu basının ve basın mensuplarının, meslek uygulamalarını özgür ve saygın bir basından beklenecek düzeyde sürdürmelerine yardımcı olmak üzere, bu amaçları Basın Meslek İlkeleri şeklinde düzenleyip benimseyen gazetecilerinimzaladıkları bu sözleşmeyle bir Basın Konseyi kurulmuştur.

Basın konseyinde göreve seçildiğimde yolunda gitmeyen işler olduğunu bilerek bu görevi kabul ettim.

Basın Konseyinin genel görev işlevi basında yer alan haber ve yorumlarda hakkayıplarını tespit , ve bu haksızlıkların giderilmesini önlemek için uyarılar gerekirsekınamalarda bulunarak manevi yönden müeyyideler uygulamaktan ibarettir.

Bu işlevi yerine getirirken görev sınırlarını aşmak, politikaya alet olmak , belli kurum vekuruluşların tarafı olmak, basın mensupları arasında ayrımcı tavra neden olacak küçümseyici davranışlarda bulunmak Basın Konseyi'nin amacına aykırı olmakla kalmaz, yakın geçmişte basın yoluyla işlenen telafisi zor ve ülkenin hayrına olmayan bu davranışların vahim sonuçlarını son günlerde meclis komisyonuna basın mensuplarının patron, yönetici düzeyinde verdikleri ifadelerde esef ve ibretle izlemekte, okumaktayız.

Basın Konseyi'nin görev ve sorumluluklarını içine alan büyük çember düşünce özgürlüğüdür ; demokrasi, yasalar bu büyük çemberin içindedir.

Bu bilinçle göreve seçildiğim günden itibaren umutsuzluğa kapılmadan ve Konseyin mazisinden kaynaklanan pek çok haklı eleştiri ve önyargılara katlanarak , insani, vicdanive iyi niyet ölçüleri içinde bana verilen her görevi yaptım, Silivri ziyaretleri dahil.

Düşünce özgürlüğü büyük çemberi içinde kalması gereken ama hapsolmuş değerli düşünce insanlarına, fikirlerine katılayım katılmayayım elimden geldiğince uğradıkları hoyrat, zalimane ve evrensel düşünce özgürlüğü normlarına hiç de uymayan muamele karşısında Basın Konseyi'nin verdiği görev sınırları içinde destek olmaya çalıştım, kalben yanlarında oldum.

Buraya kadar sorun yoktur.

Ancak ; Basın Konseyi Başkanı Sayın Birgitʼin 19 Eylül 2012 tarihli toplantımızda yapmış olduğu yazılı açıklama çerçevesinde belirttiği :  ʻ...... İlin Valisi Sayın Celalettin Lekesizʼin 1 Eylül dünya Barış Günü dolayısıyla Hatay İnsan Hakları Derneği üyelerinin Antakyaʼda yapmak istediği kutlama toplantısında ellerinde Cumhurbaşkanları Esadʼın posterleri bulunan Suriyeʼli bir grup aktiviste karışarak kendi mesajlarını vermek isteyince ikinci bir tarihe kadar bu konuda her türlü beyanat ve toplantıyı yasaklaması üzerine ; Açıklamayı ,silahsız ve saldırısız olmak koşulu ile yurttaşların ifade özgürlüğü haklarına karşı çıkmak olarak değerlendiren Yüksek Kurul üyesi Sayın Turgut Kazanʼın uyarısına uyarak Kurul Antakyaʼya gitme kararı almasıʼ sonrası gelişen olaylar hayli sorunlu.

Silahsız ve saldırısız olmak koşuluyla yurttaşların ifade özgürlüğü haklarına karşı her türlü uyarıyı, önlemi almak elbette Basın Konseyine yakışır bir davranıştır.

Bu vesileyle Başkan Sayın Birgit, Konsey üyeleri Sayın Tufan Türenç, Sayın Oktay Huduti ve Sayın Yalçın Büyükdağlı Antakyaʼda Hatay Gazeteciler Cemiyeti, Antakya Gazeteciler Cemiyeti, Baro Başkanı ve Baro odasında mevcut avukatlar, Hatay Sanayici ve İşadamları Derneği Başkan ve Yönetim Kurulu üyeleri, Hatay Kara Taşımacıları Derneği, Tabib Odası Başkanlarının da aralarında bulunduğu sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra Vali ve Belediye Başkanı ile de görüşüyorlar.

Hatay, Antakyaʼda olan sıkıntıları tespit ediyorlar. Sayın Birgitʼin konsey üyelerine sunduğu açıklamadaki şekliyle ʻÖzetle bu ortam içinde verilen sözlü bilgilerin yanı sıra Hatay Milletvekili Mehmet Ali Edipoğluʼnun danışmanı olan Zeki adındaki bir yurttaş cep telefonuma elliden fazla fotoğraf gönderdi. Bu fotoğraflardan en başta olanın, silah taşıyan bir kamyonetin kentte hareket halindeyken bir traktörle çarpıştığı anda çekildiği ifade edilmişti. Cep telefonumdaki bu ilk kareyi Basına çıklamam da kişisel izlenimlerimi anlatırken kullandım. Daha sonra Hürriyet Gazetesi yazı işlerinden Sayın Tufan Türenç masa üstünde büyütülen o resmin montaj olabileceği kuşkusu iletilince, bir daha söz etmedim.ʼ kısmı ise hayli sıkıntı yarattı.

Sayın Birgitʼin Basın Konseyi Başkanı olarak ʻkişisel izlenimlerini ʻ anlattığı basın toplantısında gösterdiğini söylediği fotoğraf, ki Basın Konseyi Başkanı kurul üyelerine yapmış olduğu yazılı açıklamada bahsettiği ʻsilah taşıyan bir kamyonetin kentte hareket halindeyken bir traktörle çarpıştığı anda çekildiğiʼni söylediği fotoğraf aynı mı bilemiyorum ama bize masa üstü ekranlarımızdan gösterilen sorunlara neden olan fotoğraf bir ambulansın içine acemice fotomontaj yapılmış silahları gösteriyordu.

Adalet Bakanı Sayın Sadullah Erginʼin fotoğrafın fotomontaj olduğunu hususundaki açıklamalarını müteakip yapılan toplantıda ve sonrasındaki toplantıda ve daha sonrasında bu nahoş olaya sebebiyet veren en hafifinden dikkatsizlik ve ihmal ile ilgili Başkanʼın özür dilemiyeceği maalesef netlik kazandı.

Basın Konseyi üyelerinin siyaset dışı, siyaset üstü olmaları esas iken kimdir bu fotoğrafı Başkanʼın eline veren Milletvekili danışmanı ʻZekiʼ adlı yurttaş ve fotoğrafın kamuoyuyla paylaşılmadan önce iyice tetkik edilmemesi nedeni acelecilik niyedir anlayabilmiş değilim ve sorularıma yanıt alamadım.

Sayın Gökmen Karadağʼın konuyla ilgili itirazları maalesef ilginç bir biçimde istifasıyla sonuçlandı. Genel Sekreter Hasan Sınar ise Turgut Kazanʼın alışık olduğumuz hayli coşkulu , yüksek sesli müdaheleleri karşısında istifasını sundu.

Basında, internet medyasında ʻyüzsüzlükleʼ suçlanan ve bu durumdan rahatsızlık duyan Basın Konseyi üyelerinden biri olarak elbette konunun üzerine gittim. Prof. Nurşen Mazıcıʼnında konuyla ilgili hassasiyetini burada saygıyla anmak isterim, ancak ayrıntılara girmeye kendimi yetkin hissetmiyorum.

Son toplantıda Başkan Birgitʼin sorularıma yanıt olarak gülerek ʻKaraali yüzsüz dedi diye yüzsüz olmam kiʼ sözlerini hayretle karşıladım. Elbette Karaali veya yüzsüzlükle suçlayan her kimse yüzsüzler dedi diye yüzsüz olunmaz, ancak fotomontajlı bir fotoğrafı gösterip belki de onlarca doğruyu bir yalanla yok eden davranışı düzeltmenin yolu özür dilemektir. Bunu yapmazsanız temsil ettiğiniz kurumun üyelerini yüzsüzlükle suçlayanlar haklıdırlar.

Sayın Birgit, ısrarım karşında üzülerek söyleyeyim bana ʻSizde mi yoksa Karaali gibi düşünenlerdensinizʼ yollu adeta Karaali gibi düşünmek Basın Konseyi nezdinde suçmuş gibi ithamda bulundu.

Karaali gibi düşünürüm, düşünmem bu beni ilgilendiren fikir özgürlüğü kapsamına girmez mi? Fkir özgürlüğünün kısıtlanması karşısında Hatayʼa, Antakyaʼya yollara düşen Sayın Başkan anlaşılan fikir özgürlüğünü sadece kendisi gibi düşünenlerle sınırlamış durumda, ayrıca belirtmeliyim ki Karaali gibi düşünmediğim Karaaliʼnin malumudur ki Star Gazetesi yönetimine geçer geçmez işime son vermişti. Tasarrufuna saygı göstermekten başka elimdem ne gelir, anlaşılan benim ne düşündüğümün farkında olmayan Sayın Birgit.

Ama bu konuşmaların ardından Sayın Turgut Kazan bu montajlı fotoğraf olayını bir tarafa bırakarak daha önce defalarca anlattığı olayları tekrar anlatmaya başlayınca kendisini yormamasını bunları daha önce defalarca anlattığını hatırlatınca malum şiddet ve celallenmesiyle bana adeta görevimin sanki onların düşüncelerini kabul edene kadar dinlemek olduğunu ihtar edercesine , ʻdinlemezsen çıkar gidersinʼ diyerek beni açıkça kovdu.

Sayın Birgitʼin bu noktada seçilmiş bir üyeyi Turgut Kazanʼın veya bir başka üyenin kovma gibi bir hakkı olmadığını hatırlatması gerekirdi yapmadı.

Daha sonra ikili telefon görüşmemizde ʻ Sizi kovmak kimsenin haddi değilʼ dediyse de bunu Turgut Kazanʼa söylemesi gerektiğini söyledim. 

Bu yaşadıklarım antidemokratik ortamda bir linçtir. Kamuoyu tarafından biline.
İstifa linç ortamında canımı kurtarmak anlamına gelir. Pes etmek, başladığım işi bırakmak demek değildir.

Nasıl ki , adil kararlar almayan mahkemelerde cüppe çıkartınca mahkemeler yok olmuyor, tıpkı bunun gibi fikir özgürlüğünü savununca faşistler de yok olmuyor.

Beni kovmak hukuki hiç değildir, yerimden seçenler alır. Bu cuntacı zihniyet Başbakanları ipe çeken zihniyetin ta kendisidir ve mücadele edilmelidir.

Boynumda ip izleri dolaşmaktayım, Basın Konseyi'nden canımı kurtardım.

Her şey bir yana en basit nezaket kurallarını çiğnemeyi adet haline getirenlerle siyaset dışı kalması gereken bir kurumda, ne olursa olsun iktidara karşı savaşmak gibi bir ruhhalinde değilim.

İkide bir Sayn Ümit Boynerʼe yerli yersiz ziyaretler yaparak ve hiç de görev sınırlarımız içine girmeyen destek açıklamaları yaparak Basın Konseyi görev sınırların aşıldığında getirdiğim eleştiri yüzünden gene çok benzeri çirkin bir tutumla karşılaşmıştım. Başkan gene müdahele etmemişti.

Sayın Birgitʼin hakaret, kovma , sövme gibi eylemleri demokratik bulma ve gülerek karşılama gibi enteresan bir demokrasi algısı var.

Yaptığı yanlışlar karşısında özür dilemek yerine yaşlılığını öne sürerek yaptığı hayli dokunaklı konuşmalarla Kasımʼa kadar mehil isteme alışkanlığı ise içimi acıttı.

Beni kapı dışarı ettiği anlarda Turgut Kazanʼa desteğini ʻTurgut Kazanʼın bende ağırlığı vardırʼ sözleriyle pekiştiren Sayın Birgit ve Kazanʼa , demokrasimizin bu iki ağır sıklet oyuncusu karşısında minderi bırakmak zorundayım, Kasımʼa kadar yeni veliaht tayini süresinde bulunamayacağım.

Durum bundan ibarettir.
Kırıldım, incindim, rencide oldum.
Derslerimi aldım;
İnsanın düşmanını affetmesi dostunu affetmesinden daha kolaymış, bunu anladım.

Ama ;
Bir kış günü kuruşuna dokunmadan oğlumun eğitimi için aile bütçesine katkıda bulunduğum üç kuruşluk maaşımı birden bire kesen, kışın ortasında beni işsiz bırakanı, bana bir doğrusu için savunduran Allahʼa beni arındırdığı için şükrediyorum...

sevgiyle...

necefugurlu@gmail.com