forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

PERİHAN MAĞDEN, AYŞENUR ARSLAN, DOĞAN HIZLAN VE HEYKEL...

Aktif .

necef_ugurlu_300NECEF UĞURLU - KAYDA GEÇSİN

Cehaletin bir işlevi de mantığa karşı en iyi silah olmasıdır. Yalın kılıç girişir cahil. Ne akıl dolu kafalar bir kılıç darbesiyle gitmiştir. Perihan Mağden’in gidişi de böyle bir şeydir.  Onu çok özlüyorum, müdanasız , coşkulu, sözünü esirgemeyen bu kadının yerini kimseler tutmuyor.

Bir iki ay önce, bir TRT kanalında Dublin sokaklarında James Joyce’u anlatırken gözlerim dolarak izledim. James Joyce, Dublin şehrinin İrlanda’yı dünyaya tanıtan bu yazarıyla hala süregelen çocuksu, küsü, çatışması böyle mi güzel anlatılır, biraz da  şifa niyetine izledim.

Perihan Mağden’i ruhumu temizlemek için, ömrüne bereket olsun. Perihan  Mağden medyada cehaletle mücadele eden bir kadındı.

Memlekette  cehalet uykuda, pusuda  "ha kalkıyor ha kalkacak" derken televizyonlarla aktive oldu ve bir virüs gibi  yayılmaya başladı, Hınzır bulaşıcı türünden bir cehalet  ve hödüklük eşliğinde oluyor, hani hem burun akıntısı hem boğazda iltihap  gibi.

Akıllı, bilgili  bildiğimiz pek çok medya mensubunu da kırıp geçiriyor... Bilhassa programlarındaki  konuklarından şifayı kapıyorlar.  Cahil konuğuna teslim olmuş bir televizyon gazetecisine tek yol kalıyor. Konuğu bahane edip kendi fikirlerini uzun tutmak. Konuk illaki lazım; çünkü  kendi kendine konuşsa deli derler.

Ama elbette bu yöntemde çare olmuyor. Cehalet solunum yolu enfeksiyonu gibi. Konuktan programın sahibine, sunucuya geçiyor. Bir süre sonra fark ediyorsunuz ki o, akıllı, bilgili bellediğiniz programcı lobotomi geçirmiş gibi bakıyor sağa sola... Medyanın dengeleri, sormasını engelliyor, zekasıyla bu dengeler arasında mekik dokuyan denge kurnazlığı onları tuhaf bir hale sokuyor. Ne hazin...

Hele kendine güvenen ve dolayısıyla medya ürünleri kataloğunda yükselmiş,  çok para kazanmış, çok mutlu cahilleri konuk edip onlardan sosyal meseleler hakkında fikir almaya çalışmak memleketin dertleri için  medet ummak  bir televizyon gazetecisi için ne acı bir hal. Hani maddenin üç hali vardır ya;  katı, sıvı ve gaz... Türk televizyonları dördüncü hali buldu ‘neresinden tutsan elinde kalır’ hali.

Yahu bunların memleket, yıldızlar, heykeller ne umurları; ama televizyonlar hala niye "ha gayret palavra kahramanlar" yaratmaya çalışır anlaşılır gibi değil.

Bu  ünlü, zengin, kendine güvenen  cahillerin işlerine devam edebilmeleri  için cehaletlerini  devam ettirmeleri de  şart, yoksa  işlerinden olurlar; çünkü yerlerine yenisini bulmak hiç zor değil.

Verirsin bir ilan; ‘ Dikkat Dikkat  TV’lerde muhtelif pozisyonlarda görevlendirilmek üzere lobotomi geçirmiş, okumuş, okumamış  genç, cahil ve özellikle  kabiliyetsizler aranmaktadır’ diye seyret kuyrukları.

Bunun için mevcutlar cahil kalmaya özen gösteriyorlar... Yerleri her an doldurabilir. Öğrenmeye tövbeliler ya da uyanıklar bilgilerini saklıyorlar. Bunlardan biri, "ben daha gencim  politikaya karışmam büyüklerim bilir" demişti asker dönüşü, daha önce de; "ben anlamam,  bilmem, 12 Eylül’de doğmamıştım" demişti. Eh Fransız İhtilali'ni hiç bilmez. 1789'da haydi haydi doğmamış oluyor.

Şöyle delikanlı gibi, "memleketin derdi  benim derdim değil, benimki para kazanmak derdi" demek varken  bahaneler sıralamaya kalkınca da fena halde can sıkıcı olup lafları sunucular tarafından  kesiliyor.

İşte tam bu ortamda Heykel meselesi patladı.  Mehmet Aksoy’un o anlamlı güzel eserinin başına gelenlerin daha sözel  kısmındayız. Akıbet meçhul beklemekteyiz.

Neresinden baksak acı, heykele, heykeltıraşa  reva görülen muamele... Sayın Günay’ın beyhude gayretleri, Doğan Hızlan’ın  ‘Heykellere alışık değiliz’ sözleri bu acıya dahil bir insafsızlık. Bu  topraklarda nereyi kazsan heykel çıkar, heykel müzelerimiz vardır Anadolu’da  baştan başa kaç yerde... Niye alışık olmayalım heykele, biz hödük müyüz... O heykelleri bulanlar, müze yapanlar, koruyan bekçiler müzeleri gezenler  Müslüman ve geleneklerine bağlı değiller mi?  Heykel yüzünden yoldan çıkmış tek bir Müslüman yoktur bu ülkede... Heykellere  tapmayız hepsi bu...

Tapacağımızdan korkup yasaklamak isteyen bazı evhamlı arkadaşlar, Maaşallah sizin gurubunuzda  köşe yastığı olarak duruyor Sevgili Hızlan...

Olayın üzüntüsü elbette Medya Mahallesi programında Ayşenur Arslan’a da yansıdı. Haklı olarak reaksiyon gösterdi. 

Ayşenur Arslan çalışıp didinen bir kadın. Hem de erkek dünyasında başarmış bir kadın. Bazen onu izlediğimde ceketinin içine giydiği renkli bluzlara uygun taş küpelerini gördükçe içimden "param olsa tereddüt etmem  birer çift zümrüt, yakut, roze pırlanta küpe  alır ona yollardım" diye geçiririm. Samimiyetle söylüyorum layıktır ona. Taktığına göre hakikisi olsun bari isterim. Hani bunca çalışmaya patron takmadıysa!

Neyse, konunun esasına gelelim... Ayşenur Arslan Medya Mahallesi programında,  hayalinde sanatçıların ayağa kalkıp Kars’a gitmelerini geçirdiğini ve sanatçıların  sessizliğine  mana veremediğini ve şaşırdığı mealinde bir sitemde bulundu... Bir iki ünlünün de ismini saydı.

İşte bu noktada  asıl ben çok şaşırdım... Hem de çok...

Bu zeki kadın gerçekten böyle bir ayağa kalkış, haykırış mı bekliyor. Belki onun gayretiyle, sanata pek duyarlı olan mensubu olduğu Medya grubunun  starları  bir araya gelir, bilhassa ‘Altın Kelebek’li Doğan grubu sanatçılarının sayıları çoktur , bayağı ağır ödüllerdir Altın Kelebek,  şöyle  bir Kars’a uzansalar heykeli kurtarmak için, Altın Kelebek  bir anlam  kazanmaz mı? 

Ben yerden tavana raflara dizilmiş onlarca, belki yüzlerce altın Kelebek Heykelini Mehmet Ali Erbil’in evinde görmüştüm, hatta "hepsini sana mı verdiler" diye sormuştum... Mehmet Ali Erbil gibi, Doğan Grubu'nun Altın Kelebek  takdirine mazhar olmuş nice  büyük sanatçılar, gazeteciler, haberciler, şarkıcılar, türkücüler var. Üzüldüğün şeye bak Ayşenur Arslan. Ver bir işaret gelsinler. Çoğunda üstelik büyük emeğiniz var grup olarak... Aralarında görüp göreceği milyonlarca Altın Kelebek’ten başka ödülü olmayanlar da var! 

İlahi kadın... İlahi Ayşenur Arslan... Sen üzülme kıyamam... Kimse gelmezse Altın Kelebek’ten, istersen  Mehmet Aksoy’dan izin alır ortadan bölünmüş iki adamın birisini Kars'ta bırakıp diğerini sırtlayıp götürürüz Ermenistan’a koyarız bir tepeye... Uzaklardan birbirlerine bakarlar, gözyaşları birikip toplanır çanakta... Sen ağlarsın, ben ağlarım... Bizi seyreden, susan Kars’ta, peynir olur Özkök’ün şaraplarının yanına.

 necefugurlu@gmail.com 

DKM ARŞİVİ

Loading