forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com

İŞTE 10 YIL ÖNCEKİ SÖYLEŞİ: FATİH ALTAYLI 2000 YILINDA DKM'YE NELER SÖYLEMİŞTİ?

Aktif .

fatih_altayli  Star Gazetesi yazarı Ergun Babahan'ın Taraf Gazetesi'ne verdiği mülakatta Fatih Altaylı'yı MİT ajanlığıyla suçlaması ve sonrasında Altaylı'nın karşı cevap vermesiyle başlayan tartışma sürerken, benzer bir tartışma tam 10 yıl önce de yapılmış ve haftalarca tartışılmıştı. Fatih Altaylı o günlerde sacede DKM'ye konuşmuş ve hakkındaki iddialara cevap vermişti...


İŞTE FATİH ALTAYLI'NIN 2000 YILINDA AHMET TEZCAN'A MİT AJANLIĞI TARTIŞMASIYLA İLGİLİ VERDİĞİ RÖPORTAJ

Fatih Altaylı anlatıyor:

"Nasıl MİT Ajanı oldum!"(1)

Söyleşi: Ahmet Tezcan

Önce kinayelerle başlayan daha sonra iyice ayyuka çıkan MİT Ajanlığı suçlaması var. Nedir bu, nerden başladı?

Bu nerden başladı. Bunu ilk başlatan kişi editör Haluk Şahin, Uğur Dündar'ın yardımcısı Haluk Şahin. O'nun dayanak gösterdiği ise, Tuncay Özkan, Kanal D Haber Müdürü. Tuncay Özkan'la yazılarımızla bir dönem birbirimizle atıştığımız zamandı. Hakim Akman Akyürek meselesiyle ilgili olarak Tuncay Özkan, Hakim Akman Akyürek 'in mezarının başında "kanın yerde kalmayacak" demişti. Ben de bir gazetecinin böyle bir şey söylemeye hakkı olmadığını söylemiştim radyoda. Daha sonra aramızda bir gerginlik oluştu Tuncay Özkan'la. Bunun üzerine ve ben hakim Akman Akyürek'le ilgili kimi yazılar yazdım. Tuncay Özkan da kendi arkadaşını savunmak için (hangimizin haklı olduğu çok önemli değil burda) bir takım yazılar yazdı. Ben kendi tezlerimi koydum, Akman Akyürek'in kimliği, kişiliği ilişkileriyle ilgili olarak; O da kendi tezlerini koydu. Ve aramızda düzeyli diyebileceğim bir atışma dönemi yaşandı. Ancak bir süre sonra bu düzey ortadan kaybolmaya başladı. Bir televizyon programında ben konuktum. NTV'de Enine Boyuna programında ve karşımızda oturan kişi de eski MİT müsteşarı Teoman Koman'dı. Ben Teoman Koman'a çeşitli sorular soruyordum. Yani hem MİT hem de JİTEM ile ilgili çeşitli sorular soruyordum. MİT müsteşarlığı döneminden ilişkileriyle ilgili ve JİTEM ilişkileriyle ilgili, Tuğgeneral Veli Küçük ile ilgili olarak sorular soruyordum. O sırada telefonla oraya bağlanan Tuncay Özkan, MİT'i savunan, Teoman Koman'ı savunan bir takım laflar etti bana. Ve o günden sonra bizim aramızdaki bu tartışma zemini biraz çığrından çıkmaya başladı. Bir süre sonra Türkbank ihalesiyle ilgili olarak kimi iddialar gündeme geldiği zaman, Tuncay Özkan'la biz başbakanlık konutunda dönemin başbakanı Mesut Yılmaz'ın huzurunda kavga ettik, atıştık diyeyim daha doğrusu, sözlü bir atışma meydana geldi. Atışmanın gerekçesi şuydu; Mesut Yılmaz, Tuncay Özkan'ın Allaattin Çakıcı, Eyüp Aşık ve Korkmaz Yiğit üçlüsü arasındaki telefon konuşmalarını içeren bir bandı Tuncay Özkan'ın kendisine getirip dinlettiğini, köşkte bununla ilgili Tuncay Özkan'la bir toplantı yaptıklarını ve daha sonra da bu bantların Fikri Sağlar tarafından basına açıklandığını söyledi. Ben de orda şunu sordum Mesut Yılmaz'a dedim ki "Bir gazetecinin size bu bantları kendisi yayınlamayıp size getirip dinletmesini ve dinlettikten sonra hala yayınlamamasını nasıl karşılıyorsunuz?"dedim. Tuncay Özkan buna çok bozuldu. Orda da bir atışma oldu. "Ben gazeteciyim sen benim ne yapacağıma karar veremezsin, karışamazsın" dedi. Orda bir gerilim yaşadık biz Tuncay Özkan'la. Zannediyorum bu gerilimlerin sonucunda da Tuncay Özkan bir gün benimle ilgili benim onun bir yazısının tersine yazdığım bir yazıyla ilgili olarak şunu söyledi: "Kimileri gidip MİT'ten zarf alırlar, kimileri o zarfların içeriğini bilirler." Tuncay Özkan'ın kastettiği, daha sonra ben kendisine sorduğumda ne kastetti diye, kastettiği benim MİT'ten bilgi aldığımdı. Ve bu aldığım bilgileri değerlendirmeden yazdığım şeklindeydi. Kendisinin ise bunları değerlendirerek yazdığını söylüyordu. Ve ben bu bilgilere zaten haizim diyordu. Fakat bunu kendisi bana bu şekilde açıkladı. Dedi ki ben bunu demek istedim. Daha sonra editör Haluk Şahin, Tuncay Özkan'ın bu yazısından hareketle benim aleyhime bir yazı yazdı. "Siyah Kod Adlı Kalem"diye. MİT'te benim bir kod adım yok. MİT'de bana Fatih Altaylı derler, size de sanırım Ahmet Tezcan derler. Çünkü bir kod adım olması gerekmiyor benim, sizin de gerekmiyor. Normal insanın kod adı olmaz. Şimdi baktığınız zaman, benim MİT'le ilişkimin olması çok kabil değil, gazetecilik ilişkisinin ötesinde bir ilişki, ki benim gazetecilik ilişkilerim MİT'le çok düşük düzeydedir. Çünkü yazdığım konular istihbarat konuları değil, yani ben MİT'in tarihçesini anlatan kitaplar yazmadım. Ya da üzerinde "Çok Gizli" yazan belgeler yayınlamıyorum hiç bir zaman ya da normalde edinemeyeceğim görüntüleri bulup da yayınlamıyorum. Gizli kamera görüntüleri yok bende. Ya da polis kamerası görüntüleri yok. Haluk Şahin bunları yazdı. Şimdi Haluk Şahin'in bunları yazdığı döneme baktığınız zaman, benim Haluk Şahin'in iş vereniyle de kimi sorunlar yaşadığım bir dönemdir bu. Haluk Şahin'in parasını kazandığı kişiyle benim aramda meydana gelen kimi gerginlikler sonucunda Haluk Şahin'in bu yazıyı yazdığını düşünüyorum ben. Kolaydır tabii bir insana MİT mensubu demek. CIA mensubu da diyebilirsiniz. Şimdi ben de size CIA mensubusunuz desem, siz de bunun tersini veyahut düzünü kanıtlayamazsınız. Ben de bunu kanıtlayamam. Şimdi benim ne yapmam gerekiyor? Gidip MİT'ten "Hayır ajanımız değildir" diye yazı alsam neyi ifade eder veyahut da tam aksine MİT "bu bizim ajanımızdır" dese neyi ifade eder. O yüzden ben bunu çok ciddiye almamaya çalıştım. Yani Haluk Şahin bunu yazdı diye...

Haluk Şahin'in bunu yazmasını kişisel bir husumete mi bağlıyorsunuz?

Kişisel bir husumeti var. Burada sözünü etmek istemediğim kişisel bir husumeti var. Kendisinin ve işverenin çıkarlarına dokunduğumu düşünüyor Haluk Şahin.

İşvereni derken, ikiniz de aynı yerde çalışmıyor musunuz?

Yok, o başka bir kişiye bağlı başka bir birilerine bağlı olarak çalışır. Başka bir programa bağlı olarak çalışır.O programla benim aramdaki gerginlik, artı Haluk Şahin'in şirket içi, yani grup içi meselelerinden kaynaklanan sorunları var. Tabii bunlar çok özel olduğu için açıklamanın gereği yok ama, sorunları var benimle sorunları o şekilde halletmeye çalıştı. Yani bana karalama kampanyası açtılar. Çünkü Haluk Şahin ve onun gibi kafalar böyledir,.birincisi parayla satın alınabilir insanlar olduğunu düşünüyorum ben bunların,.ikincisi de yalancıdırlar. Çünkü Haluk Şahin o yazıyı yazınca ben doğrudan doğruya Doğan Medya grubunun ya da Doğan Yayın Holding'in başkanı Mehmet Ali Yalçındağ'a gittim. Dedim ki bu yazının beni hedef aldığını söylüyor kimileri, ben bir ajan değilim ama tariflerle bana ulaşmaya çalıştığı söyleniyor. Lütfen kendisini çağırınız ve sorunuz, eğer bu kişi bensem bunu lütfen kanıtlasın ve siz bir işveren olarak bir gizli servis mensubunu çalıştırıp çalıştırmama konusunda kararınızı veriniz ve beni kovunuz ya da kovmayacaksanız da MİT ajanı olduğumu biliniz onun ispatlayacağı doğrultuda veyahut da eğer ispatlayamıyorsa lütfen bunun işine son veriniz. Mehmet Ali Yalçındağ bu yaklaşımımı son derece doğru buldu ve Haluk Şahin çağrıldı. Haluk Şahin o yazıda kastettiği kişinin ben olmadığımı söyledi Mehmet Ali Yalçındağ'a. Mehmet Ali Yalçındağ'ın bu duruma ne derece inandığını bilemiyorum ama, Haluk Şahin'in ben Fatih Altaylı'yı kastetmiyorum dedikten sonra yapabileceği bir şey yoktu.

Peki şöyle bir takım iddialar var. Haluk Şahin'in haber merkezi danışmanlığından ayrıldıktan sonra, Uğur Dündar'ın haberi bırakması üzerine o da oradan ayrıldıktan sonra haber merkezi danışmanlığı....

Danışmanlık ücreti olarak ekstradan aldığı paranın kesildiği ve bu paranın kesilmesinden beni sorumlu tuttuğu şeklindeki iddiaları söyleyecekseniz bundan beni sorumlu tuttuğunu söyleyebilirim size kendisinin.

Fatih Altaylı anlatıyor:

"Nasıl MİT Ajanı oldum!"(2)
"Mehmet Eymür, abuk sabuk bir adam!"

Söyleşi: Ahmet Tezcan

MİT'e gittin mi hiç?

Gittim. Bir kere gittim.

Bir kere.. Zarf aldın mı?

Zarf almadım tam aksine kaset verdim. Hemen anlatayım onun da ne olduğunu. MİT'ten bir görüşme talebi geldi bana. 1998 yılıydı yanlış hatırlamıyorsam. Abdullah Öcalan ile Lübnan'da bir görüşme yaptım ben gazeteci olarak. Ve oraya bir kamera ekibiyle beraber gittim Beyrut'ta bizi PKK'lılar karşıladılar. Bir gece konuk edildik ve ertesi gün de başka bir yerde Abdullah Öcalan'la görüştük. Ve ropörtaj yaptık. Daha sonra geldim ve bu ropörtajı montajladıktan sonra Kanal D'ye teslim ettim. Kanal D bu ropörtajı terörle mücadele kanunun sekizinci maddesi gereği yayınlamadı. Kapatılmaktan korktular. Çünkü süresiz kapatma cezası verilebilirdi. Bant hala Kanal D'dedir herhalde. Dönüşümde ben bandı kanal D ye verdikten bir gün önce ya da bir gün sonra MİT müsteşarlığından arandım. Yanılmıyorsam arayan müsteşar yardımcısı Mikdat Alpay'dı. Yanılmıyorsam, yanılıyor da olabilirim.Gittim Ankara'ya Yeni Mahalle'deki MİT merkezine gittim. Hatta beni oraya Hürriyet gazetesinin şoförü götürdü. Yine yanlış hatırlamıyorsam eğer. Çünkü hürriyet Ankara bürodaydım. Öyle gizli görüşme falan değildi. Hürriyet Ankara'ya gittim ve Hürriyet Ankara bürodan da gazeteye ait bir otomobille MİT müsteşarlığına gittim. Bu görüşme gizli de bir şey değildi. Gazetedeki herkes de biliyordu. Ki zaman zaman pek çok gazeteci MİT'e çağrılır. Gittim çok kibar karşılandım. Bir grup vardı. Zannedersem altı kişi falandı. Bir tanesi Mikdat Alpay'dı. Bir tanesi basın ve halkla ilişkilerdendi. Hatırlamadığım üç kişi daha vardı. Bugünkü müsteşar var mıydı hatırlamıyorum. Ama olsaydı hatırlardım çünkü bugünkü müsteşarı tanırım ben. Şu sebeple tanırım o da Galatasaray liseli ben de Galatasaray liseliyim. Mektepli olmaktan ötürü bir ahbaplığımız vardır ama hiç bir zaman bir iş boyutuna dönüşmemiştir bu. Yani ne ben ondan bir bilgi istemişimdir ne de o benden bir bilgi istemiştir hayatı boyunca. Sadece bir kere kendisini Abdullah Öcalan yakalandıktan sonra Teke Tek Programına davet ettim. O da böyle bir davete katılmasının mümkün olamayacağını söyledi.

Şenkal Atasagun.

Şenkal Atasagun. Abdullah Öcalan yakalanmıştı ve MİT çok gündemdeydi. Ben de bir telefon açtım kendisine. "Programa katılır mısınız" dedim. O da katılamayacağını söyledi. Katılamayacağını söyleyince de problem kalmadı. Onun dışında da son olarak bu gelişmeler üzerine bir kez beni aradı. Dedi ki Fatih istiyorsan sana bir yazı mazı falan . Yok ağbi böyle bir şeye ihtiyacım yok benim. Çünkü vereceğiniz bir yazının da bir anlamı yok. Yani ben şimdi sizin adınıza çalışıyor olsam beni deşifre etmezsiniz, çalışmıyor olsam da bir şey ifade etmiyor. Ne diyeceksiniz yani herhangi bir anlamı yok. İyi peki dedi. Ben zaten bir dava açacağım konuyla ilgili iddia eden kişileri adımı kullanarak, dava süresince size soran olursa gerçek neyse onu bildirmenizi beni rahatlatacak bir şey olamaz.

Dava açıldı mı?

Avukatım gerekli başvuruları yaptı. Henüz daha celseler başlamadı ama davanın açılmış olduğunu düşünüyorum.

Haluk Şahin hakkında mı bu? Mehmet Eymür hakkında mı?

Mehmet Eymür, Taha Kıvanç, Fehmi Koru Taha Kıvanç'la ikisine ayrı ayrı açtım , Yeni Bin Yıl gazetesi, Metin Münir Ve daha bir grup insan hakkında bu konuyla ilgili yazı yazan adımı zikreden ve benim bu konuda MİT ajanı olabileceğim konusunda bir imada bulunan insanlara tamamen dava açtım. Bu davalardan doğruyu söylemek gerekirse beklediğim şu; gerçeğin ortaya çıkması. Çünkü zor bir şey yani bir insanı suçlamak çok zor bir şey. Şimdi şunu söylüyorum ben, Mehmet Eymür'le benim meselemi hemen anlatayım. Mehmet Eymür bunu gündeme getirdi. Mehmet Eymür'le benim hiçbir yakınlığım yok. Her şeyden önce karşılaştığım bir adam değil. Kendisi beni bir kere MİT koridorlarında gördüğünü söylüyor. Bilemiyorum belki ben o MİT'e çağrıldığım zaman karşılaşmış olabiliriz. Çünkü daha önce birkaç kere İstanbul'daki MİT bölge başkanlığına da yine bir gazeteci olarak gitmişliğim vardı kimi nedenlerle bulardan bir tanesi de saklamama gerek yok Adnan hocacılarla ilgili olarak bir kez kendileriyle görüştüm. Adnan hocacıların bana yapmış olduğu saldırılarla ilgili olarak dönemin İstanbul MİT bölge başkanını tanıyordum. Ve onlarla ilgili bir bilgi istemek için gittim. Yani bu Adnan hocacılar nedir ne değildir, ben bunları bulamıyorum, dava edemiyorum, aile hayatım sıkıntıya girdi sizde bir bilgi var mı dedim dostluğuma binaen bir şey varsa mahkemelere sunmak üzere talepte bulunacağımı söyledim. Ve aldığım cevap da o zaman ya bunlarla uğraşma bunlar madamın yakınları dendi. Bir daha da uğraşmadım. Madam dedikleri de anlaşılacağı üzere Tansu Çiller'di. Yani İstanbul'daki MİT bölge başkanlığına bir iki kere gitmişliğim vardır ama bu da öyle bir bilgi alışverişi falan filan konulu değildir. Davaları açtım ben gerçek ortaya çıkacak. Ortaya çıktığı zaman da bu adamların da ne diyeceğini çok merak ediyorum. Ama şimdi şunu diyorum Mehmet Eymür'ün benimle ilgili iddialarında zaten kendi web sayfasında da koymuştu ortaya. Benim yazdığım kimi yazılar onu Mehmet Eymür'ü çok rahatsız etti. Bunlardan bir tanesi Yavuz Ataç yazısıdır. Yavuz Ataç adını Türkiye bilmiyordu ben yazıncaya kadar. Daha doğrusu biliyordu ama farkında değildi. Pasaportun Alaattin Çakıcı'nın kullandığı kırmızı pasaportun Pekin kaynaklı olduğu söylenince ben şöyle bir yazı kaleme aldım. Dedim ki MİT'in kirli çocuklarından Yavuz Ataç Pekin'de. Acaba bu pasaportu Yavuz Ataç vermiş olabilir mi? Ve benim şu habere dikkatini çekmek istedim. Yavuz Ataç Pekin'den geri çağrıldı. Çünkü o günlerde gazetede Yavuz Ataç'ın Pekin'den geri çağrıldığı yolunda bir haber vardı. Yavuz Ataç o günden sonra gazetelerin manşetlerine yansıdı. Bu dikkattir, bu bilgidir. Ve MİT çalışanının yapacağı bir iş değil, tam aksine MİT'e darbe vuran bir harekettir. MİT'in kendi ilişkilerini ortaya döken bir harekettir. Ve Yavuz Ataç, Alaattin Çakıcı ve Mehmet Eymür ilişkisi bu yazıdan sonra kamuoyu önünde deşifre olmuş oldu. Mehmet Eymür o tarihten sonra hiç affetmedi. Ve o dönemde Hürriyet gazetesine ağır bir mektup yazdı. Eşinin imzasıyla, hatırlayacaksınız. Ben mesela şunu beklerdim. Ben eğer MİT ajanıysam Mehmet Eymür o zaman o cevabı verirken niye benim MİT ajanı olduğumu söyleme ihtiyacı hissetmedi. Yani Yavuz Ataç meselesi gündemdeyken ve Mehmet Eymür zehir zemberek bir mektup yazarken Hürriyet gazetesine, niye o zaman benim MİT ajanı olabileceğim konusunda bir iddia ortaya atmadı, getirmedi. Yani bu da bizdendir o yüzden bu işleri bilir diyebilirdi demedi. Sonradan aklına geldi herhalde beni MİT ajanı yapmak. Ya da Mehmet Eymür benim MİT ajanı olduğumu belki de Haluk Şahin'den öğrendi. Ve belki de Haluk Şahin MİT'te idare amirim bilemiyorum. Ben belki raporları Haluk Şahin vasıtasıyla yolluyorum MİT'e. Daha sonra Mehmet Eymür beni konu ettiği zaman kendi web sayfasına, Amerika'daki atin org adlı sayfasına konu ettiği zaman, neden konu ettiğini de yazdı zaten. Ben Fatih Altaylı'ya gıcığım çünkü bu yazıları yazdı diyerek Yavuz Ataç yazısını meselesini referans gösterdi bana gıcık olmasının sebepleri arasında ve bir de benim radyoda yaptığım bir konuşmayı. Ben de o yazıdan üç gün kadar evvel radyo programında Bay Pipo adlı kitaptan söz ederken bu kitapta da Mehmet Eymür'ün, şimdi Amerika'da bulunan ve ben herkese hizmet ederim yeter ki bedeli ödensin diyen Mehmet Eymür'ün babası Mazhar Eymür'ün de CIA'ye yakın olduğu yazılıyor bu kitapta diye bir laf kullandım. O lafa da çok bozulmuş. Ve demiş ki ben buna ne diyeyim. Bana homoseksüel diyemedi diyemezdi de, çok rahat kanıtlayabilirdim öyle olmadığımı. Bana hırsız diyemedi çünkü Türkiye'de benim hırsız olduğumu gösterecek herhangi bir delil bulması mümkün değildi veyahut dünyanın herhangi bir yerinde. Alçak diyemedi, satılmış diyemedi, aşağılık diyemedi, ne diyeyim karalayıcı bir şey diyeyim. Ben buna MİT ajanı diyeyim. Uğur Mumcu yıllarca MİT ajanlığı suçlamasıyla karşı karşıya kaldı.Bu gün Uğur Mumcu Uğur Mumcu deniyor. Yani daha pek çok kişi Türkiye'de zaman zaman MİT ajanı, zaman zaman CIA ajanı diye suçlandı. Şunu söyleyeyim MİT ajanı olmak ta öyle çok ayıp bir şey diye de düşünmüyorum ben. MİT'in bir sürü binlerce adamı var bu adamlar şerefsiz mi değiller ama ben mesleki olarak MİT'le ilişkisi olan bir adam da değilim. Yani bakınız kim MİT'le ilişkisi olabilir diye düşündüğünüz zaman Türkiye'de akla gelen ilk gazeteci ben olmamalıyım olamam da. Bakıyorsunuz çünkü komplo teorisi yazan ben değilim, garip ilişkiler yazan ben değilim, MİT kitapları yazan ben değilim, üzerinde çok gizli devlete özel,hizmete özel, kişiye özel, başbakana özel, cumhurbaşkanına özel yazan belgeleri yayınlayan ben değilim. Gizli kamera, MİT kamerası, it kamerası, bit kamerası, polis kamerasıyla, baskınlarla program yapan ben değilim. Bunları yapanlar var. Adresler açık. Eğer birilerinden şüphelenilecekse. Ben ki onlardan dahi şüphelenmiyorum. Çünkü gazeteci kaynak kullanabilir. Girerler oralardan o bilgileri alabilirler. Onların daha yoğun ve sıkı ilişkisi olabilir kimi gizli örgütlerle veya açık örgütlerle. Benim böyle bir ilişkim yok. Yani ben şimdiye kadar bir kişiden bir tane kaset almış da yayınlayabilmiş bir adam değilim Allah'a bin şükür. Ben polis kamerasından saçı bitmedik yetimlerin haklarını koruyabilmiş bir adam da değilim. Yani birileri var ki Türkiye'de gizli kameralarla saçı bitmedik yetim hakkı koruyorlar. Ve ondan sonra o gizli kameralarla kime ait olduğu bilinmeyen kameralarla haber yapan, program yapan insanların yanında çalışan zavallılar bana MİT ajanı diyorlar. Hadi canım kimin MİT ajanı olduğunu ya da kimin MİT'e daha yakın olabileceğini, kimin kimi devlet örgütüne daha yakın olabileceğini herkes daha iyi biliyor. Yani bugün devlet emriyle çeşitli yerlere girmek zorunda kalan insanlar va,r çeşitli yönetimlere girmek zorunda kalan insanlar var, onlara baksınlar bana bakmasınlar.

Var diyorsun?

Var. Ajandırlar demiyorum. Devlete yakındırlar diyorum. Çünkü Türkiye'de gazetecilerin büyük bölümü bu koltuğu bir yere yaslamak zorunda kalıyorlar. Kimi devlete yaslar, kimi bir partiye yaslar, kimi bir sivil toplum kuruluşuna yaslar herkes. Gazetecilerin belli noktaya gelmiş gazetecilerin büyük bölümünün yaslandığı birisi vardır. Bir siyasi parti, bir siyasi lider, bir sivil toplum önderi, bir sivil toplum kuruluşu ... Baktığınız zaman bağımsız görünen yegane gazeteci benim. İktidar kimse kavga etmişim bugüne kadar, muhalefet kimse kavga etmişim, kurum kuruluş dememiş kavga etmişim yani bu kadar kavga eden bir adamı da tabi yani bir şekilde ..Şimdi bana deseler ki mesela, bu şu partinin adamı değilim. Yani ben CHP'ye sövmüşüm ya da CHP ile papaz olmuşum, DSP ile papaz olmuşum, MHP ile papaz olmuşum, Faziletle papaz olmuşum, bir siyasi partiyle bağıntı kuramıyorlar çünkü hepsinin aleyhine yazı yazmışım. Hepsinin açığını bulup çıkartmışım. Kim başbakan olduysa derdi var. Tansu Çiller başbakan oldu benimle derdi oldu, Demirel başbakan oldu benimle derdi oldu, Mesut Yılmaz başbakan oldu benimle derdi oldu, Erbakan başbakan oldu benimle derdi oldu, Ecevit başbakan oldu benimle derdi oldu. Yani kimse dayanmamış. Bakıyorlar bunu çözemiyorlar diyorlar ki, ulan bir tane velet 37-38 yaşında herkese aklına gelen her şeyi yazıyor.Üstelik de doğru yazıyor. Nerden buluyor kardeşim bu herif bu gücü? Yani bunu çözemiyorlar çünkü insanların kafasında bir yerden güç alma gerekliliği var. Düşünüyor ki ben bu yazıyı yazamam çünkü yazarsam başıma şu gelir. Eee bu yazıyor nasıl yazıyor? Demek ki bir yere dayanmış. Hayır. Hiçbir yere dayanmamış, herif manyak. Rahatlığım şu benim. Benim elimde bin tane iş var. Yani beni gazeteden kovsalar televizyoncu olurum, televizyondan kovsalar radyocu olurum, radyodan kovsalar limon satarım. Umurum değil. Ben mesleğimi bir sınıf atlama aracı olarak, ben mesleğimi bir yere tutunup orda kendimi sağlama alma aracı olarak kullanmıyorum ki. Ben şu anda yaptığım gazeteciliği yaptığım için gazetecilik yapıyorum.Yapamıyorsam zaten yapmam. Mecbur muyum ? Giderim ticaret yaparım daha çok para kazanırım.

Mehmet Eymür'e tekrar dönelim. Mehmet Eymür ile Yavuz Ataç yazısından sonra babasıyla ilgili ''Bay Pipo''deki CIA ajanlığı imasından sonra hiç dolaylı ya da dolaysız bir şey geçti mi aranızda Mehmet Eymür'le?

Ben Mehmet Eymür'ü hayatımda görmedim. Bilmiyorum tanımıyorum da. Ancak kendisinin bir Antalya macerası vardır. MİT'ten ayrılmak durumunda bırakıldığı dönemde, Antalya'da bir fabrika kurmuştur. Şimdi ben merak ederim. Babası da devlet memuru olan kendisi de devlet memuru olan bir kişi Antalya'da fabrika kuracak parayı nerden bulur ve nasıl becerir bu işi bir devlet memuru yani. Ben bir gazeteciyim. Türkiye'de iyi para kazanan gazetecilerden bir tanesiyim yıllardan beri, ben hiç fabrika kuracak paraya sahip olamadım gazetecilikten elde ettiğim gelirlerle. Ancak iyi bir hayat sürebiliyorum. Bir devlet memuru en yüksek dereceden maaş alsa, en yüksek dereceden tazminat alsa bir fabrika kuramaz, fabrika kurdu. Şimdi o fabrikayı Türkiye'nin bir dönem sol gençlik önderlerinden olan, daha sonra liberal ekonomi sayesinde köşeyi dönen, dolandırıcılıktan da mahkum olan Türk İnvest'in sahibiyle beraber kurduğu söylentileri var. Bilemiyorum söylenti var diyorum sadece, bunlar basına yansımış kimi şeyler bunlar, benim kendi bulgularım arasında değil. Ama ne dolaylı ne doğrudan bir şeyim olmadı. Sadece Mehmet Eymür'ün akrabası olduğunu söyleyen üç tane hanımefendiyle karşılaştım. Nerde derseniz Akmerkez'de Beymen mağazasında. Yanlarında da Mehmet Ali Erbil vardı. Ben de Mehmet Ali Erbil'i tanıyorum. Mehmet Ali Erbil geldi yanıma ''ooo ne haber'' dedi onunla konuştuk. Sonra o üç tane hanımefendi geldiler dediler ki ''Siz Mehmet Eymür'e büyük haksızlık ettiniz, o ilk yazılardan ötürü, Yavuz Ataç yazısından ötürü. O çok onurlu, çok şerefli, çok iyi bir insandır'' dediler. Dedim ki ''Herkes kendi eşini dostunu sever ve haklı bulur. Sizin için Mehmet abiniz çok iyi olabilir'' yeğenleri ya da kuzenleriymiş bilemiyorum. Üç tane hoş düzgün hanımefendiydi. Ben başka bir yönünden ele aldım ''benimde kötü yönüm vardır onu de annem babam görmüyordur veya kardeşlerim görmüyordur'' dedim kapattım çünkü bir alış veriş yerinde böyle bir tatsızlık olsun da istemedim çünkü baya kızgınlardı. Tek kendisiyle yakınlarıyla diyeyim yakınlaşmam budur. Benim cep telefonuma sahip olduğunu söylüyor Mehmet Eymür. Bahsettiği telefonlardan bir tanesi benim eşimin telefonu diğerinin kime ait olduğunu bilmiyorum. Eşimin telefonu da benim adıma kayıtlı yegane telefon olduğu için herhalde ona ulaşabilmiş. Ayrıca da benim de olsa farketmez çünkü benim telefonum gizli bir şey değil yani Abdullah Öcalan'da da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in telefonu olsa, Abdullah Öcalan Süleyman Demirel'in PKK'lı olduğunu söyleyemez herhalde. O yüzden benim telefonum da bir devlet sırrı veyahut da bulunmayan bir şey olmadığı için elindeki yegane delil de bu. Diyor ki bakın işte defterimde telefonları var. Yani bir gazetecinin telefonları bir MİT mensubunun elinde varsa, bundan gazetecinin utanması gereken bir şey yok. İstanbul telefon rehberini eline alsaydı, bütün İstanbul rehberindekiler MİT ajanı mı olarak bildirecekti Mehmet Eymür, abuk subuk bir adam.

http://www.dorduncukuvvetmedya.net/arsiv/fat1.htm
http://www.dorduncukuvvetmedya.net/arsiv/fat.htm

DKM ARŞİVİ

Loading