forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com

VATAN'DAN KOVULDU ESKİ GAZETESİNE SAVAŞ AÇTI!

Aktif .

mine_kirikkanatVatan'ın Genel Yayın Yönetmeni İsmail Yuvacan, kendisini sansürle suçlayan Mine Kırıkkanat'ın işine son vermişti.  Kırıkkanat, kovulmayı içine sindiremedi ve eski gazetesine ağır sözler sarfetti...

Gazeteciler.com'un haberine göre, Mine Kırıkkanat, facebooktan Vatan yönetimine çaktı... Kırıkkanat'ın beyanlarına göre Vatan'ın Genel Yayın Yönetmeni Yuvacan, facebook meselesi konusunda yalan söylüyor. Kırıkkanat, "kovma meselesinin hesaplı olduğunu, bunun için seçilen günün bile" önceden planlandığını savunuyor.

Şöyle yazıyor bu konuda;

"Vatan gazetesi benim 9 yazımı sansürledi, ama 10 yazımı yayınlamadı. Onuncu yazı sansüre mi kurban gitti, yoksa beni işten çıkarma telaşına mı, tam olarak bilemeyeceğim... Ama gazeteler, işlerine (yani günün hassas çıkar dengelerine) gelmeyen yazarları kovma işlemini hafta sonlarına denk getirirler ki ilk tepki dalgası tatil rehavetiyle atlatılsın."

YALANLA KOVDULAR...

Mine Kırıkkanat yazısının devamında facebook mevzusunun yalan olduğunu iddia ediyor ve olayı da şöyle anlatıyor;

*"Sansürlenen "Papatyalıktan Kasımpatılığa" yazım facebook sayfamda yer aldığı 31 Ağustos salı günü, Vatan'dan kimse ne yazılı, ne de sözlü olarak bana "yazıyı niye facebook'a koydun" tarzında bir eleştiri yöneltmedi.

*Ertesi gün 1 Eylül'de hiç bir şey olmamış gibi "Mesele yok" başlıklı yazımı yayınladılar ve bir önceki gün sansürledikleri yazımın Sözcü gazetesinde yayınlanmasına dair hiç bir serzenişte bulunmadılar.

YAZI İŞLERİ ARADI VE...

*2 Eylül perşembe yazı günüm değildi, Vatan'dan yine ses çıkmadı. Ben de cuma günü yayınlanmak üzere hazırladığım "Dur Bakalım" başlıklı yazıyı gereken saatte yazıişlerine gönderdim. Gazetenin dönmesine dakikalar kala, yazı işleri aradı, "gazetede yer olmadığını, yazımı cuma yerine cumartesi yayınlayacaklarını, bu durumun kesinlikle yazının içeriğiyle ilgili bir tasarruf olmadığını," bildirdi ve benden onay isterken "facebook'a koyma, sadece bir gün sarkıtıyoruz," dedi.

*Ben de arayana "Yayınlayacaksanız, tabii ki koymam," yanıtını verdim. Bu konuşmayı yaptığım yazı işleri sorumlusunun samimiyetine inanıyorum, çünkü telefonda söylediklerini mail olarak da gönderdi. Demek ki o da en azından cuma akşamına kadar, hakikaten cumartesi yayınlanacağına inanıyordu yazının... Yoksa niye hem mail gönderip hem telefon etsin, gecikmeyi onaylatmak için?

*3 Eylül cuma günü akşamı ise işime son verildiği malum mektupla açıklandı.

Sizin anlayacağınız Vatan gazetesi, kovulmamı hafta sonuna denk getirebilmek için bile hileye başvurmuştu. "

Mine Kırıkkanat, kovulma mevzusunu anlattığı yazının sonuna da Vatan'dan kovulması ile birlikte yayınlanmayan yazısını ekledi.

KIRIKKANAT'IN KRİZE NEDEN OLAN YAZISI...

DUR BAKALIM

Yoksul çocuklarını fikri hür, vicdanı hür insanlar olarak yetiştiren Çağdaş Yaşam Derneği'ni dağıttılar, Türkan Saylan'ın evini bastılar, ölümünü çabuklaştırdılar. Prof. Dr. Mehmet Haberal'ı, bu ülkeye üniversite kuran, bilim adamı yetiştiren pırıl pırıl insanları darbecilikle suçladılar.

Dur bakalım, ekonomi istikrarlı, işler tıkır, paralar şıkır, dediniz.

Cumhuriyetin ilkelerini savunan yargıçları, savcıları sürdüler, süründürdüler, hileyle, iftirayla tutukladılar.

Dur bakalım, belki suçludurlar, dediniz.

Kanaltürk'ü batırıp sattırdılar, Tuncay Özkan'ı "bertaraf" ettiler, Cumhuriyet mitinglerini düzenleyenleri, mitinglerde konuşanları Ergenekoncu diye içeri tıktılar.

Dur bakalım, onlar da o kadar bağırıp çağırmasaydı, dediniz ; biz sularına gideriz, haberini bile yapmayız, es geçeriz, ses çıkarmayız, dokunmazlar.

Gencecik subayları çakma kanıtlarla içeri tıktılar, dürüst subayları intihara sürüklediler, PKK'ya karşı savaşan komutanları harcadılar, orduyu şamar oğlanına çevirdiler.

Dur bakalım, ordu da çok oluyordu, zaten işimize de yaramıyordu, dediniz. Çakma suç ihbarlarına itibar eder, çarşaf çarşaf yayınlarken; itham ve mağdur edilenlerin suçsuz olabileceklerini bile dile getirmediniz!

Özel yaşamların gözetlendiği, telefonların dinlendiği, mail'lerin okunduğu, resmi ya da mahrem tüm görüşmelerin kaydedildiği ve tehdit aracı olarak kullanıldığı ortaya çıktı.

Dur bakalım dediniz, susmakla kalmayıp, susmak istemeyen maiyetinizi de susturdunuz.

İlhan Selçuk, Yalçın Küçük ve daha pek çok gazeteci ya da yazar darbecilikle suçlandı, Mustafa Balbay 547 gündür tutuklu, Ergun Poyraz üç yıldır...

Dur bakalım, onlar zaten bizden değiller dediniz, sizin dümeni iyice sularına kırdınız. Hala, teyet geçer sanıyordunuz.

Derken sıra size geldi, vergiler bindirildi, sırtınız iyice eğildi, yine de "hınk" deyip fazla ses etmediniz. Hala dur bakalım, diyor, zaten suyuna gittiğiniz himmet buyurur, suyuna gittiğinize minnet gösterir, diye bekliyorsunuz.

Anayasa referandumunda demokrasinin tüm kuralları çiğnendi, devletin tüm olanakları, beleş kömürden çeyrek altın dağıtımına, mühürden bültene psikolojik baskıya, "evet"e odaklandı. Muhalefete verilmeyen propaganda hakkından, muhalifler tehditle, darpla, polis zoruyla mahrum bırakılıyor.

Durun bakalım, defter dürülecek de, hala "evet" mi çıkacak "hayır" mı diye bekliyorsunuz.

Bekleyin bakalım.

*

İstanbul'dan Bağdat'a mal götürecek kervana, olası eşkiya saldırısına karşı bir dudağı yerde, bir dudağı gökte, iri kıyım bir zenci koruma istihdam edilmiş. Boyu kadar kılıç taşıyan zenci, heybetli bir babayiğitmiş.

Yola düzülen kervan, az gitmiş, uz gitmiş, Küçük Asya'yı aşmış, Bağdat'a yaklaşırken bir gece ıssızda, 40 haramilerin saldırısına uğramış.

Haramiler, kervanı darmadağın etmişler, develeri kaçırmışlar, malları yağlamamışlar, heybetli korumayı da derdest edip teker teker üstüne çıkmışlar. Bir harami, iki harami derken, 39 haraminin ırzına geçmesine gıkı çıkmayan heyula zenci, sıra kırkıncı haramiye gelince birdenbire "Haayt!" diye nağralanarak doğrulmuş. Çekmiş boyu kadar kılıcını, 40 haraminin 40'ının da kafasını uçurmuş.

Kaçan develer toplanmış, dağılan mallar yüklenmiş, kervan yeniden yola düzülmüş. Bağdat'a varıp mallarını satan kervancılar, oradan aldıklarını İstanbul'a götürmek için yüklemişler. Heyula zenci koruma da kılıcını kuşanıp kervana doğru seğirtmiş ki, kervancı başı, "Dur," demiş. "Bu sefere sen gelmiyorsun, işine son verdik."

Zenci şaşkın, "Neden ağam?" diye sormuş. "Ben sizi kırk haramiden kurtardım, malınızı korudum, görevimi layıkıyla yerine getirdim ya..."

Kervancı başı, dudağını bükmüş: "Getirdin getirmesine, amma velakin dönüşte seni götürecek 39 haramiyi nereden bulacağız?"*

*

Ey sekiz yıldan beri susup susturup, Türkiye'de olan bitenlere bakan kervancılar!

Acaba 39 haramiyi mi bulamadınız, yoksa 40'ıncıyı mı bekliyorsunuz?

MİNE G.KIRIKKANAT

*Melih Aşık'tan dinlediğim bir fıkradır.