forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

CÜNEYT ÖZDEMİR'DEN MEHMET KAMIŞ'IN 'ÖLÜ SEVİCİLER' YAZISINA YANIT

Aktif .

cuneytozdemirrZaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Mehmet Kamış, dünkü yazısında medyanın Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili yayınlarını kaleme almış ve medyayı 'Ölü Sevici' olarak nitelendirmişti.
 

Kamış'ın eleştirdiği bir isim de Cüneyt Özdemir'di. Kamış'ın Özdemir'le ilgili değerlendirmesi şöyleydi:
 
Öldürücü vuruşu da bu popüler cinayeti kitaplaştırıp çok para kazanmak isteyen Cüneyt Özdemir yapmıştı ve yazılacak kitaptan babanın pay istediğini söylemişti. Bu ülkede medyanın ipiyle kuyuya mı inilir? (Yazının tamamı için tıklayın)
İ
Cüneyt Özdemir, Mehmet Kamış'ın yukarıdaki sözlerine kendi sitesi dipnot.tv sitesinde yanıt vermiş.
 
 
 
 
BİR GIYBETÇİYE AÇIK MEKTUP
 
Bak Kamış kardeşim,
 
Liberal görüşlü, dini bütün Zaman gazetesinin köşesini parsellemiş yazar sureti. Hayat senin kurguladığın gibi değil.
 
Gerçekler senin düşündüğün gibi değil. Herkes sana benzeyen ‘sen’ değil.
 
Biliyorum bir misyonu iliklerine kadar sindirmiş durumdasın. Bu yüzden ne zaman birisi Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’yı eleştirse sen hemen öne atlayıp ‘AMA’lı yazılar döşeniyorsun.
 
‘At sahibine göre kişner’ bunu da anlıyorum.
 
Ama alçalmanın da bir sınırı olmalı. Mesela benim gibi birisi çıkıp ortadan net ifadelerle Ekrem Dumanlı’nın Zaman’ı nasıl yönettiğini eleştirince sen de çıkıp ona aynı açık ve netlikte o yazılar üzerinden cevap vermelisin.
 
Öyle pusuya yatıp , uygun ortamı bekleyip olayları çarpıtırsan onun adı gazetecilik, köşeyazarlığı olmaz , gıybet olur, dedikodu olur. Çiğ insan eti yemekten fenadır gıybet gerçek bir müslümansan bilmiyorsan da duydun işte. Şakirt’in Abi’sini savunması da değildir gazetecilik.
 
Niyetim sana gazetecilik dersi vermek de değil ama üzerime attığın leke bana yapışmaz senin üzerine kalır, bunu hatırlatmak.
 
Ey KAMIŞ,
 
Ben Münevver’in kitabını yazmak isterken aklımdan para kazanmak geçmiyordu. Bugüne kadar 9 kitap yazdım hiçbirinde de aklımın ucundan bunları yazarken para kazamak olmadı.
 
“Gazetecilik tarihe bir not düşmektir” vardı bizim lugatımızda. Bizim gazetecilik okulumuzda böyle öğretildi çünkü.
 
Senin gazetenin daha yeni keşfettiği adına Ergnekon dediğin şeyin ben 1997’i de ‘Komutanın Şüpheli Ölümü’ diye kitabını yazdım. Sen o sırada tam siper mevzi almış askere nasıl yaranacağını düşünürken ben ‘Eşref Bitlis’in Şüpheli Ölümü’nü belgeyle , bilgiyle kitaplaştırıp bastırdım. Şimdiki gibi içine sahte belgeler, komplo teorileri ve elbette gıybet katsaydım senin kafandaki o adam olur çok para kazanırdım, yapmadım.
 
Yıllar içinde sen masanın başından millete ahlak dersleri verirken ben Irak’ın işgalini savaşın içine gidip, risk alıp, iliştirilmiş miliştirilmiş eleştirilerine bakmadan yazdım. Irak’ın işgalini yazan başka kaç tane Türk gazetecisi var bunu tarih söyler sana.
 
Guantanamo’ya ilk giren Türk gazeteci oldum. Müslüman kardeşlerimize uygulanan tecriti, işkenceyi gördüm kitap yazdım. Emniyet istihbarat’ı yazdım en son. Öyle tuhaf bilgiler biliyordum ki eminim senin gazeten yaftalayarak ballandıra ballanıdra bir yıl manşet yapardı. Onları yazmadım bir tek araştırıp doğru olanı yazdım.
 
Hiçbiri birkaç baskının üzerine geçmedi. Oysa kitaptan para kazanma formülünü , ‘çok satanlar’ klişesinin dinamiklerini ben de biliyordum.
 
Ama yapmadım.
 
Ben ekmek paramı televizyon gazeteciliğinden kazanıyorum.
 
Yazdığım kitapların hepsinin daha önce televizyonda haberlerini de yapmışımdır. Kitap yazmanın benim hayatımdaki yeri senin kafanın alamayacağı ‘gazetecilik görevi’ ile sınırlıdır.
 
En son Münevver’in kitabını yazma niyetim de senin ve senin gibi alçakların söylediği gibi ölmüş bir kızın bedeni üzerinden para kazanmak değildi.
 
Ben bu cinayeti ilk günden beri bir gazeteci olarak takip ediyorum. O aileye televizyon programını açan ilk isimlerden biri benim. O programlar ya da namuslu gazetecilerin çabaları olmasaydı bu cinayet de benzerleri gibi unutulup gidecekti. Senin dalga geçtiğin gibi ‘para fakiri yenecekti’.
 
Yenemedi.
 
Yenemediyse bugün namusuyla haber yapan, bu davaya, Karabulut ailesinin trajedisine kalbinde hisseden namuslu gazeteciler sayesindedir.
 
Karabulut ailesine kitap yazmak niyetimi açarken dedim ki “Bakın sayın Süreyya Karabulut bu adamlar bu işlerde antremanlı, (zira Garipoğlu ailesi bizim Susurluk arşivimizin başköşesinderir, bunu da bilmezsin) bu olay bir süre sonra unutulur gider. Bu olayı diri tutmak için yeni birşey ortaya koymalısınız, bu da katıldığınız gündüz kuşağındaki televizyon programları değil. Böyle bir kitap çalışması olabilir. Münevver hunharca bir cinayete kurban gitti ama bence iki katili var. Biri kesinkes Cem Garipoğlu, diğeri mutluluğun pusulasını PARA diye çizen bu ‘düzen’dir. Medyadır, Modadır, dizilerdir, modern zamanın çocuklarımıza dayattığı özlemlerdir...Bu haliyle Münevver tek değil gelin bunu anlatalım.”
 
Annesinin aklı selim tutumuna karşı, babasının “bizim payımız ne olacak?” diye sormasını içim kaldırmadı ey KAMIŞ...
 
Senin köşende yazdığın hayalin, düşlerin hiçbiri bana ait değildir. Değil konuşmayı aklımdan bile geçirmedim. Peki sen nasıl beni böyle düşünüyormuşum gibi yazarsın ey zalim adam.
 
Ne payı, ne paylaşması, ne parası...
 
Paran batsın, paranız batsın....
 
Hayattaki tek değer yargınız para olduğu için taş yüreklerinize, nasırlanmış ruhlarınıza sen ve senin gibi düşünenlere başka değerleri anlatmak imkansız.
 
Böyle düşünmesem zaten oturup yazardım. Kimseden izin almak, icazet almak diye bir derdim yok. Olmadı, bizim gazetecilik kitabımızda olamaz da...
 
Gelelim sadede...
 
Sen ve senin gibi medyaya kontenjandan giren adamlar geçtim dininizi imanınızı, namusunuz yok mu sizin? Meslek namusu, gazetecilik namusu yok mu?
 
Ekrem Dumanlı’yı eleştiren herkes ‘ölü sevici’ mi olacak bu melekette?
 
Bu kadar ağır iftira mıdır bir adamın gazetecilğini eleştirmenin bedeli?
 
Hadi şimdi sen de konuş bakalım Ekrem Dumanlı. Zaman gazetesinde yayınlanan bu yazının adı yafta değilse nedir ?
 
Söyle Dumanlı, nedir?