forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

JÜRİ ÜYELERİ ARIZA ÇIKARMA POTANSİYELİ OLANLARDAN SEÇİLİYOR!

Aktif .

juriTelevizyonlarda yayınlanan yarışmalardaki jüriler, uzmanlıklarından çok ekranda arıza çıkarma potansiyeline göre seçiliyor.

Orhan Tekelioğlu'nun Radikal'de yayınlanan yazısı... 

 Jüri jüri üstüne

Bu memlekette en kolay işlerden biri bir “şey” olmak. Açıyorsunuz dükkanı, yazıyorsunuz üstüne “tesisatçı”, ondan sonra tüm tesisatlar elinizde, ister boruları parçalayın, isterseniz tamir etmeyip süründürün, isminiz her daim “usta” kalıyor. Futbola mı meraklısınız, tuttuğunuz takımın tekmil antrenörlerinin, gelmiş geçmiş tüm topçularının ismi ezberinizdeyse, hele bir de mesela medyada sözü geçen bir kayınpederiniz varsa, hemencecik bir futbol yazarı ya da bir TV yorumcusu oluveriyorsunuz. Hukuk sistemimizde “halk jürisi” olmadığından, “yarışma” temelli reality şovlar başlayıncaya kadar “jüri”, daha çok akademik yükseltme sistemlerinde ya da birçok adayın katılımına açık projelerin değerlendirilmesinde kullanılan, sokak dilinde yer almayan, pek bilinmeyen bir sözcüktü. Şimdilerdeyse maşallah, hemen her izleyicinin en azından bir favori jüri üyesi var, üstelik jüri üyesi olmak için bilgi donanımı falan gerekmiyor, medyada bir türlü bilinen herkesin jüri üyesi olması mümkün. Uzmanlıktan çok, ekranda cerbezeli görünmek, meraklandırma ya da arıza çıkarma potansiyeli taşımak, kısacası izleyiciyi ekrana bağlama gücüne göre jüriler tespit ediliyor. 


Bilir gibi yapmak

Zaten yarışma başladıktan sonra, yarışmacılar değil jüri üyeleri “yarışmaya”, taraf tutmaya, bazılarını kayırmaya başlıyorlar. Eğer “jüri” sözcüğünü, bir konuda karar verme konusunda bilgi donanımına sahip “bilirkişiler heyeti” olarak kullanmamız gerekiyorsa, ekrandakilerin çok azı böyle bir ehliyete sahip. Türkçede son yıllarda yaygın olarak kullanılan “sulandırma” sözcüğünün anlamını tam da bulduğu bir durum bu. Bilgi sahipliğinin “sulandırıldığı”, onun yerine “ekran sahipliğinin”, imaj ve ikna retoriğinin öne çıkarıldığı, bilginin, “bilir gibi” yapmakla ikame edildiği bir gözbağcılıktan başka bir şey değil ekrandaki jürilik hâli. Buna neden izin veriliyor dersiniz? Nasıl ki evimizi yerle bir edebilecek “ustaları” kolayca eve alıyor ve bir süre sonra tamirat yerine bir “yıkım” olduğunu fark edip sinirleniyor, acilen o “ustaları” evimizden def ediyorsak, jürilerdeki üyelerin ekrandaki hâllerine bakıp, bunca yıldır önemli saydıklarımızın birbiri ardına yaptığı gaflarına kızıp çocukluğumuzun, gençliğimizin ilâhlarını yıkıyor, ekranda putlarımızı parçalıyor olabilir miyiz? Söylemeye çalıştığım şu: Yapımcılar, usta bir manevrayla, kamuoyu tarafından tanınan, bilinen, yine de yetersiz bilgi donanımına sahip jüri üyelerini özellikle seçip asıl şovu, onların ekranda yapacakları hatalar üstüne kuruyor olabilirler mi? 

Dökülen jüri üyeleri

Bu yaza damgasını vuran dört yarışmanın (Çek Bakalım, Artiz Mektebi, Star Akademi ve Huysuz’la Dans Eder Misin?) jüri üyelerine ve ekran davranışlarına bakınca böyle bir fikre kapılmamak elde değil.

Seçmece jüriler 

Çünkü hemen hepsinde de, yarışmacıların harikalar yaratmadığı ortada, gerçekten yetenekli olarak tanımlanabilecek birkaç istisnai yarışmacının dışında ekranda izlenecek tek şey, sapır sapır dökülen jüri üyeleri. Örneğin, şu anda jüride yer alan dans uzmanlarından birini hem İbrahim Tatlıses ünlendirmiş hem de ekranda konuşma yasağı koymuştu. Yarışma esnasında, büyük bir “tango uzmanı” edasıyla konuşurken izlediğimiz bu hanımefendi, “modern” sözcüğü yerine birden çok kez “moderen” deyip dururken, ne yazık ki, Tatlıses’i haklı çıkarıyordu. Aynı yarışmanın jürisinde yer alan bir başka “dansçı-şarkıcı”, bir 20 yıl kadar önce, ancak çocukların ağzına pelesenk olabilecek bir melodisi ve berbat dansı olan bir hiti (“Abone”) nedeniyle halen jüri koltuğuna oturabiliyor. Huysuz’un jürisi o kadar “verimli” ki, üyelerden Uğurkan Erez, bir Afrika dansı performansından sonra Huysuz’la şakalaşırken, Afrikalılarda his olduğuna dair kanıt olarak Haka dansını (Yeni Zelanda nere, Afrika nere?) örnek verirken, Huysuz da durumun vahametini anlamayıp (o da, Haka’yı bir Afrika dansı sanıyor), Erez’e dansın tipik el kol hareketleriyle cevap veriyordu! Müjde Ar olmasa çekilmeyecek bir jüriye sahip Artiz Mektebi’nin jürisinin asıl “artizleri” jüridekiler: Müjde Ar, “çatlak” ama komiği, Sinan Çetin zor beğenen “gamlı baykuşu”, Nurgül Yeşilçay da aklına gelen her şeyi söyleyen sözde “saf kızı” oynuyor. Tabii ki unutmadan, Muppet Şov’un huysuz ihtiyarlarının sonuncusu gibi balkonda oturan Haldun Dormen’in hakkını da yemeyelim. 

Ufukta bir ışık

Star Akademi desen bir başka felaket! Jüridekilerinden birinin o programda ne aradığını (Cem Karaca ile Erkin Koray’ı karıştıran, Serdar Ortaç’a sürekli “Sertaç” diyen, onu star olarak kabul ettirmek için çırpınan, herhalde “Karabiberim”i en önemli pop hiti sayan bir “uzman”) kimsenin anlamadığı o kadar âşikar ki, sonunda eğitmenler kısmında oturan ve müzik yapımcısı olduğu için heyette olması elzem Samsun Demir jüriye ilave edildi. O jürinin sadece kendisiyle meşgul (çocukluğundan beri onun şarkılarını söylediğini söyleyen gencecik bir kıza, “ben de çocukluğundan beri aynı şarkıları söylerim” diyebilen) ve yaşının kemale erdiğini kabul edemeyen bir üyesinin yanı sıra “artık oldum, ben bir başöğretmen oldum” modunda konuşan bir başka üyesi var ki, yarışmacılara tatlı bir mürebbiye edasıyla ders verip duruyor. Çek Bakalım’a gelince işin rengi değişiyor, bayağı şenleniyor, Türkiye kısa filmine katkı vermeye hevesli bir haletiruhiyeye çıpa atıyor. Okan Bayülgen’in hem jüri üyeliği hem de moderatörlük yaptığı bu kısa film yarışmasında, ne yazık ki filmler pek bir şeye benzemiyor. Ama moderatör koltuğunda olduğundan mı nedir, sürekli olarak filmlere olumlu yaklaşıyor Bayülgen, hemen her işe “harikulâde” deyip duruyor. Hülya Avşar’ı oyuncu zannediyorduk, meğerse yönetmenlik yönü daha da güçlüymüş, sürekli teknik meselelerden (“kamera açıları”) söz ediyor. Hıncal Uluç ise müthiş bir “yatay oturma” üstadı ve tabii ki eksiksiz bir keyf insanı. Filmleri izlerken kaykıldıkça kaykılıyor, ama işinin “ustası” zatı muhterem, asla koltuktan düşmüyor. Bu jürilerin bir şeyi seçemeyeceği malûm ama, neden ekrana sürüp duruyorlar? Yoksa, bilinmeyen bir gelecekte, jüridekilerden ilelebet kurtulacak mıyız? Ufukta bir ışık, bir hoşluk var... 

ORHAN TEKELİOĞLU: Bahçeşehir Üni.

http://www.radikal.com.tr/ 

DKM ARŞİVİ

Loading