forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır

GAZETELERİ OKUMANIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI!

Aktif .

hakki_devrim_300"Gazetenizi, günün hangi vaktindeyse bir köşeye çekilip hiç telaş etmeden, sindire sindire, dura kalka, yorulunca bir nefes alarak okumak başka, meslekten biri olarak belli bir sürede topunu birden okumaya çalışmak başka. Bir gün merak edip ölçtüm."

 

 

HAKKI DEVRİM'İN RADİKAL'DEKİ YAZISI

Haber ve yorumlar kadar, gazetelere ve yazarlara da bakalım!

Dün köşekadılarının 23'ü aynı konu hakkında fikir beyan etmişti. Diğer konular: İkinci bir Zekeriya. Ve idam mı edelim, hadım mı?

Gazetenizi, günün hangi vaktindeyse bir köşeye çekilip hiç telaş etmeden, sindire sindire, dura kalka, yorulunca bir nefes alarak okumak başka, meslekten biri olarak belli bir sürede topunu birden okumaya çalışmak başka. Bir gün merak edip ölçtüm.

Her sabah masamda beni bekler bulduğum, üst üste konulmuş 13 gazetenin yüksekliği gününe göre 8 ila 10 santim arasında değişiyor. Sırası da bellidir hiç değişmez, son zamanlarda şöyle: Radikal, Hürriyet, Sabah, Milliyet, Vatan, Akşam, Star, Cumhuriyet, Taraf, Haber Türk, Zaman, Yeni Şafak ve Evrensel.

Sonradan aradığım haber veya yorumu kolayca bulmak için, bir taraftan da not tutarım. Bilgisayar imkânından yazık ki faydalanamayan biri olarak, öteden beri yaptığım gibi, kesikleri bir süre, ama haber ve yazı listelerimi hep muhafaza ederim. (Çocuklarımın devamlı bir mesaisi de «Baba bunları boşuna biriktiriyorsun» diye bıkmadan usanmadan beni uyarmaya çalışmaktır.)

Bir günün gazetelerini ayrı ayrı okuma yanında, topluca değerlendirme imkânı da sağlar bu yöntem insana. Gazeteleri karşılaştırmalı olarak okumak meslekî bir alışkanlıktır benim için.
Patronlarımdan biri vaktiyle bana:

-Sen televizyon kanallarının mesela akşam haberlerini, ama hepsini, benim gözümle takip edebilir misin, diye sordu. Kanalların, bu arada bizim kanalın da, hadiseleri ne gözle gördüğünü, ne ölçüde tarafsız kalabildiğini bilmek istiyorum. Senin değerlendirmene ben ayrıca kıymet veririm ve güvenirim, demişti. Bir tür iltifattı bu, önce teşekkür ettim.

-Siz vakit ayıramadığınız için bu işi benim yapmamı istiyorsunuz. Ama benim de gücüm buna yetmez, dedim. 

Gelin 13 gazetenin manşetine bakalım

Gazeteler öyle değildir. Televizyonlar gibi oynaklık etmez, birbirinin vaktini, okurunu hapazlamaya da çalışmaz. Sekiz-on santimlik bir yığın olarak masamın bir kenarında uslu uslu durup, sayfalarının bir bir açılmasını, haberlerinin, yorumlarının, resimlerinin okunmasını, görülmesini bekler.

Bunu yapmak da, inanır mısınız benim her gün için en önemli işimdir. O kadar ki çocuklar, torunlar telefonla beni aradıklarında «Ne yapıyorsun? Müsait misin?» diye sormaz:

-Biraz ara verip beni dinleyebilir misin, derler...
Sorsam şimdi ben size:
-Dün gazetelerimizin en önemli buldukları haber hangisiydi, desem; sanıyorum ki «Özel yetkili Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün bu görevden alınmasıydı» diyebilirsiniz.
Bunu bilebilirsiniz, çünkü 13 gazeteden 11’inin dünkü manşet haberi buydu. Evet, ittifak halinde.
Ya şu muzır suale ne dersiniz?
-Acaba bu haberi manşetten verilmeye değer bulmayan 2 gazete hangileriydi?
O sualin cevabını da ben vereyim size. Çünkü bu münkirler aklınıza hiç gelmeyecek iki gazetemizdi:
-Cumhuriyet ile Zaman!
Habere Cumhuriyet’te biçilen değer üçüncülük, Zaman’daysa ikincilikti. İkisi de ilahiyatçıların ev ve işyerlerinin savcılıkça basılıp, didik didik aranmasını daha önemli veya anlamlı bulmuş. (Didik didik, diyorum; çünkü dün evi veya işyeri basılanlardan [tesedüfe bakın onun adı da savcınınki gibi Zekeriya’ evet!] Zekeriya Beyaz, CNN Türk’ün sualini uzun uzun cevaplarken, polislerin neleri alıp götürdüğünü anlattı, ben de dinledim.
Böyledir bizim gazetelerimiz! Herhalde kendi okurları ile rakip gazetelerin okurları arasında bir fark göremedikleri, (Öyle şey olur mu, bütün gazete okurlarının birbirine benzemesi mümkün mü? Bu doğru olsa farklı gazetelere ne gerek var? diyorsanız eğer;) sözümü düzelterek, gazetecilerimizin okurlarını tanıyıp seçememek gibi bir zaafları olduğu için, diye devam edeyim...) Ve bu durumu doğrulayan bir örnek daha vereyim size. Gene dünkü gazetelerden. 

Köşekadılarımız ne mene fetvalar verdiler?

-Dün köşekadıları hangi telden çaldılar, dersiniz?
Siz nereden bileceksiniz, gene notlarımdan faydalanarak, bu suale de ben cevap vereyim. Yapacağım da şu: dün köşekadılarımızdan hangileri Zekeriya Öz’ün Ergenekon savcılığından alınışı konusunu ele alıp işlemişti dersiniz? İşte size bu sualin cevabını oluşturan liste: Murat Yetkin, Akif Beki (Radikal); Sedat Ergin (Hürriyet); Nazlı Ilıcak, Mahmut Övür, Emre Aköz (Sabah); Taha Akyol, Aslı Aydıntaşbaş (Milliyet); Güngör Mengi, Reha Muhtar, Mustafa Mutlu (Vatan); İsmail Küçükkaya (Akşam); Ahmet Kekeç, Ergun Babahan, Mehmet Altan (Star); Umur Talu, Fatih Altaylı (Haber Türk); Markar Esayan, Ahmet Altan, Yıldıray Oğur (Taraf); Büşra Erdal (Zaman); Ali Bayramoğlu, Abdülkadir Selvi (Yeni Şafak).
Fark etmemiş olabilirsiniz: Cumhuriyet ve Evrensel’de Zekeriya Öz üzerinde durmuş köşekadısı yok. Kalan 11 gazetede ben 23 yazı saydım. 

Diğer konulara da değinelim, üç beş satırla

İlahiyatçılara da baskın vermiş emniyetçiler dün. Bir iki köşekadısı da o bahse değinmiş. Nedense bütün haberciler ilahiyatçı deyince Zekeriya Beyaz’a erişmişler. (Belki de o gazeteleri aramıştır.) Meslektaşlarım diğerlerini tanımıyor, bilmiyorlar mı; yoksa aradılar da cevap alamadılar mı konusunda bilgim yok. Bence kesin olan, tepkisi meraka değer tek ilahiyatçımızın Zekeriya Beyaz olmadığıdır.
-Başka ne vardı dünkü gazetelerde, senin dikkatini çeken, hatırında kalan, diyecek olursanız.
Aklımda başlıca iki konu kalmış. Biri siyasî, diğeri cezaî.
Başbakan Erdoğan, daha önce bir siyasî parti başkanının ve dahi başbakanın telaffuz etmiş olabileceğini hiç zannetmediğim bir laf etmiş:
-Ben Yargı’ya karışmıyorum, o da bana karışmasın, demiş.
Bu kuvvetler ayrılığı ilkesine sığar bir yorum mudur, ben çıkaramadım. Yani demokrasilerde aslolan, Yürütme ve Yargı erklerinin kendi bildiklerince davranması ve birbirini görmezden gelmeye özen göstermesi midir? Mesela bir başbakan alenen ve resmen anayasayı çiğnese, Anayasa Mahkemesi hiç oralı olmayacak mıdır? Sahiden soruyorum: Sakın Erdoğan’ın böyle bir yanlışı olmasın?
Gazetelerin dün üzerinde durulmaya değer bulduğu adlî tıp meselesine gelince. Özetle şudur:
-Pedofili hastalarını (Osmanlıca ifadesiyle tıfılcıları, sübyancıları; daha açıkçası küçük çocuklara cinsel ilgi duyan sapıkları) idam mı etmeli, hadım mı? Nasıl cezalandırmalıyız?
Müsaade edin de ben bu yaşta bu konuyu da tartışmayayım artık! Kendi yaşımın çokluğundan ziyade, çocuklara olan sevgim bu konuda edep dışına çıkmadan fikir beyan etmeme engel olabilir.

http://www.radikal.com.tr/