forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

İNTERNET NEDEN ÇOK AZ DEĞİŞİM YARATTI

Aktif .

ETİKETLER:james Curran

internet_httpJAMES CURRAN(*)

İnternet Çağı her şeyin değişimi demekti -uluslararasılaşma, ticaret, gazetecilik, yönetim şekli- her şey dönüşecekti; tıklamayla eşit ve sınırsız hale gelecekti. 

 

Artık bunun gerçekleşmediğini itiraf etmenin zamanı geldi ve bu kötü öngörüden daha da ilginç olanı başlangıçta bunların çok cazip görünmesiydi.

1990'larda uzmanlar, politikacılar, kamu görevlileri, iş çevreleri ve gazeteciler internetin dünyayı değiştireceğini öngördüler. İnternet işin organizasyonunda devrim yaratacak ve bir refah dalgasına yol açacaktı. Egemen kullanıcıların -sonradan "prosumers"(1) olarak adlandırıldılar- denetiminde olan yeni bir kültürel demokrasi başlatacaktı; eski medya egemenleri çürüyecek ve ölecekti. İnternet popüler referandumlarla demokrasiyi güçlendirecekti; bazı yorumlara göre de e-devleti sağlayacaktı. Dünya genelinde otokratların güç kaybetmesiyle ve güç ilişkilerinin yeniden düzenlenmesiyle güçsüzler ve marjinaller güç kazanacaktı. Küresel bir araç olan internet evreni küçültecek; uluslar arasında iletişimi ve küresel düzeyde anlayışlılığı teşvik edecekti. Özetle, internet durdurulamaz bir güç olacaktı: matbaanın ve barutun icadı gibi toplumu kalıcı ve geri döndürülemez biçimde değiştirecekti.

Bu argümanlar çoğunlukla internetin teknolojisinden çıkarsanmıştı. İnternetin etkileşim, küresel düzeyde erişim, ucuzluk, hız, ağ olanağı, depolama, kontrol edilememe gibi özelliklerinin dünyayı köklü biçimde değiştireceği varsayıldı. Bu öngörülerin altında yatan internetin teknolojisinin tüm ortamları yeniden biçimlendireceği varsayımıydı. İnternet-merkezlilik, internetin teknolojilerin her şeyi olduğu, tüm engelleri geçersiz kıldığı ve sonuçları belirleme gücüne sahip bir araç olduğu, kehanetlerin çoğunun merkezinde yer alıyordu.

İnternetin olumlu etkisine ilişkin beyanlar daha somutlaştıkça tepki de yükseldi. İlk belirti Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) gurusu Sherry Turkle'ın fikir değişikliğiydi. 1995'te Turkle, insanların anonim ve çevrimiçi (online) ilişkilerini, sahte kimliklerin "ötekilere" ilişkin yaratıcı bir anlayışı geliştirebileceğini ve daha özgürleşmiş duyarlılıklar oluşturabileceğini varsayarak kutlamıştı (Turkle 1995). 16 yıl sonra Turkle rota değiştirdi. 2011'de çevrimiçi iletişimin sığlığından, bağımlılık yaratabileceğinden ve insanlar arasındaki daha zengin ve tatmin edici ilişkileri engelleyebileceğinden yakındı (Turkle 2011). Bir diğer fikir değişikliği ise daha önce internetin otoriter rejimleri zayıflatacağını iddia eden aktivist Evgeny Morozov'dan geldi.

İnternetin özgürleştirici gücüne ilişkin başlangıçtaki güçlü umudu sonraları tamamen şüpheciliğe dönüşen başkaları da vardı. Bu grubun temsilcileri ise 2011'de "internetin muazzam potansiyeli… 20 yılda buharlaştı" yazan John Foster ve Robert McChesney'dir. Dolayısıyla bizler, delillerin şaşırtıcı çelişkisiyle karşı karşıyayız. Bilgi sahibi pek çok yorumcu interneti dönüştürücü bir teknoloji olarak görmektedir. Onların öngörüleri Ortadoğu'da yaşananlarla görünüşte de doğrulanmaktadır. Ancak, çoğunluğun görüşünü kendinden emin bir şekilde hayal olarak eleştiren huzursuz edici bir azınlık da vardır.

Kim -ve ne- doğru?

Küresel Anlayışlılık

1990'larda internetin küresel düzeyde anlayışlılığı teşvik edeceğine ilişkin bir fikir birliği vardı. Cumhuriyetçi politikacı Vern Ehlers (1995) internetin, "bilgili, etkileşim kuran ve hoşgörülü dünya vatandaşları topluluğunu yaratacağını" ilan etti. Bulashova ve Cole (1995) ise internetin "gelişmiş iletişim olanaklarıyla ve başka insanlara, ülkelere ve kültürlere ilişkin artan bilgiyle, muazzam bir 'barışçıl bölüşümle' kaynakların askeri harcamalar yerine eğitime ve sosyal projelere yönlendirilmesini sağlayacağı" konusunda hemfikirdi. Bu görüşlerin ana dayanaklarından biri yazar Harley Hahn (1993) tarafından internetin küresel bir araç olmasıyla ve sıradan insanların birbirleriyle iletişimi için geleneksel medyanın sağladığından daha fazla olanak sağlamasıyla açıklanmıştır: "Ben interneti bizim en büyük umudumuz olarak görüyorum…nihayet dünya herkesin birbiriyle iyi geçindiği küresel bir topluluk olmaya başlıyor." İyimserliğin bir diğer nedeni ise pek çok yorumcuya örneğin France Cairncross'a göre internetin ulus devletin sansüründen geleneksel medyaya oranla daha az etkilenmesi böylece de yurttaşlar arasında özgür, serbest ve küresel bir tartışmayı barındırabilmesidir. Bu temalar, -internetin uluslararası ölçeği, kullanıcı katılımı ve özgürlük- ağın dünyayı büyüyen bir dostlukla birleştirdiğini düşünmeye yarayan bir zemin olarak 2000'li yıllarda da yükseltildi.

Tüm bu kavramsallaştırmanın temel zayıflığı, sonuçlarını, internetin teknolojisinden hareketle genelleştirmesiydi. Daha geniş bir bağlamda toplumun içinde, internetin küresel uyuma ve anlayışlılığa katkısını sınırladığı hatta yadsıdığı çeşitli yolların olduğunu da gözden kaçırmaktadır.

İlk olarak, dünya son derece eşitsizdir ve bu eşitsizlik internet dolayımlı küresel iletişime katılımı sınırlandırmaktadır. Dünyanın en zengin %2'lik kesimi küresel hanehalkı zenginliğinin yarısından fazlasına sahiptir. Dünyanın en zengin %1'lik kesimi ise küresel varlıkların %40'ını kontrol etmektedir. Dünya nüfusunun alt yarısını oluşturan kesim küresel zenginliğin ancak %1'ine sahiptir. Zenginlik, Kuzey Amerika, Avrupa ve yüksek gelire sahip Asya-Pasifik ülkelerinde yoğunlaşmıştır; bu ülkelerdeki insanlar dünya zenginliğinin neredeyse %90'lık bir bölümüne sahiptir (Davies vd., 2006). Bu ülkelerde internete erişim oranı oldukça yüksektir. Kuzey Amerika'da internete erişim oranı %77, Avustralya'da %61 ve Avrupa'da ise %58'dir (Internet World Stats, 2010a). İnternete erişimin zengin ülkelerdeki erişim oranının %1'den bile az olan pek çok gelişmekte olan ülke bulunmaktadır (Wunnava and Leiter, 2009: 413). Bu durum, internet topluluğunun kompozisyonunu çarpıtmaktadır. 2011'de internet kullanıcılarının dünya nüfusuna oranı toplam %30'dur (Internet World Stats, 2010a). Dolayısıyla, eğer internet dünyayı birleştiriyorsa, birleşenler birbirleriyle iletişime geçebilen zenginlerdir. Dünya üzerindeki fakir insanların büyük çoğunluğu "karşılıklı anlayışlılığın" sihirli çemberinin bir parçası değildir.

İkincisi, dil dünyayı bölmüştür. Birçok insan sadece tek bir dili konuşabilmektedir. Bu nedenle de yabancıların ne söylediklerini tam olarak kavrayamamaktadır. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği'ne (ITU) göre dünya nüfusunun sadece %15'nin anladığı İngilizce, çevrimiçi ortak bir dil olmaya en yakın olan dildir. Dolayısıyla internetin insanları bir araya getirme rolü karşılıklı olarak anlaşılamadığı için engellenmektedir.

Üçüncüsü, dil iktidarın bir aracıdır. İngilizce yazanlar ya da konuşanlar görece daha büyük küresel topluluklara ulaşabilmektedir. Bunun aksine, Arapça iletişim kuranlar internet kullanıcılarının %3'lük bir kesimine erişebilmektedir (Internet World Stats, 2010b); Marathi dilinde iletişim kuranların erişebileceği internet kullanıcısı oranı ise ancak ondalık değerlerle ifade edilebilecek kadar küçüktür. Küresel toplulukta kimin sesinin duyulacağı ağırlıklı olarak anadillere bağlıdır.

Dördüncü olarak, çıkar çatışmaları ve değerler dünyayı bölmüştür. Bunu, düşmanlığı bastırmak yerine kışkırtan ifadeler barındıran web sitelerinde görebilirsiniz ve ırkçı ifadeler içeren web sitelerinin sayısında ciddi bir artış yaşanmaktadır. Raymond Franklin bu tür sitelerin bir listesini yapmıştır ve bu sitelerin çoğu geniş bir tabana sahiptir: Sadece beyazlara yönelik ilk sitelerden olan ABD merkezli Stormfront'un 2005 yılındaki kayıtlı aktif kullanıcı sayısı 52.566 olarak belirtilmiştir (Daniels, 2008: 134).

Nefret söylemi içeren web sitelerine ilişkin detaylı araştırmalar bu sitelerin ırkçı nefreti çeşitli yollarla kurduğunu ve yükselttiğini göstermektedir (Back 2011; Perry ve Olsson 2009; Gerstenfeld vd., 2003). Bu web siteleri militan ırkçıların yalnız olmadıklarını gösteren bir kollektif kimlik hissini de beslemektedir. Bazıları bu topluluk hissini sadece "Aryan Dating Page"(2) gibi web siteleri aracılığıyla da değil sağlık, spor ve ev işleri gibi konularda tartışmaların yapıldığı daha geleneksel forumlarda bile yükseltmektedir. Daha incelikli olanları ise çevrimiçi oyunlar ve pratik yardımlar içeren web siteleriyle çocukları ve gençleri hedeflemekte oldukça başarılıdır. Irkçı nefret grupları görüşlerinin ve enformasyonun paylaşıldığı uluslararası destek ağları geliştirmek için interneti giderek daha fazla kullanmaktadır. Tabii ki bunların ham içeriği korku ve nefreti yaymak için tasarlanmıştır ve aralarına yabancıların karışmasını "demografik zaman bombası" olarak niteleyen uyarılar bunun tipik örneğidir. Siber alanın bu "beyaz kaleleri" uyumsuzluğu sadece beslemez: Irkçı söylem ile ırkçı şiddet arasında ilişki vardır (Akdeniz, 2009).

Bu, önemli bir noktayı da göstermektedir: internet nefret kusabilir, yanlış anlamayı besleyebilir ve düşmanlığı ebedileştirebilir. Çünkü internet hem uluslararası niteliktedir hem de etkileşim özelliğine sahiptir ve bu özellikler internetin mutlaka "hoşluğu ve aydınlığı" teşvik edeceği anlamına gelmez.

Beşincisi, çok sayıda toplumun içinde ulusal ve yerelci kültürler (akademik hayatın kozmopolit yapısının aksine) güçlü durumdadır. Bu kültürler dünya genelinde, geleneksel haber medyasının örgütlenme biçimi ve değerleri tarafından da desteklenmektedir. Dolayısıyla da haber medyası yerel haberler üzerinde yoğunlaşma eğilimindedir. Örneğin, enternasyonalizm yanlısı iki Kuzey Avrupa ülkesinde televizyon istasyonlarının 2007'de dış haberlere ayırdığı zaman %30 oranındayken ABD'de %20 olmuştur (Curran vd., 2009). Ayrıca haber değeri hem bu ülkelerde hem de başka yerlerde basının içeriğini belirlemektedir (Curran vd., 2010; Aalberg ve Curran, 2011). Daha da önemlisi, ulus-merkezli kültürler internetteki haberleri şekillendirmektedir. 2010 yılında yapılan ve dokuz ayrı ülke merkezli önde gelen haber sitelerini inceleyen bir araştırmada bu sitelerin ağırlıklı olarak ulusal haber yayınladıkları ve önde gelen televizyon haber programlarından ancak marjinal düzeyde fazla enternasyonalist oldukları sonucuna ulaşılmıştır.

Altıncı olarak, ulusal hükümetler her şekilde kendi medya sistemlerini kontrol etmenin yollarını aramaktadır. Özellikle de otoriter rejimler, internet hizmet sağlayıcıları ve web sitelerini lisansa bağlama, resmi kara listelere girmiş URL adreslerini filtreleme, internet kullanımını ve içeriğini görüntülemeye yarayan yazılım kullanma ve genel bir sindirme ve korku ortamı yaratma gibi yöntemlerle çevrimiçi iletişimi sansürlenmenin yeni yollarını geliştirmiştir. Sonuç olarak, küresel internet söylemi devletin sansürü ve sindirmesi nedeniyle bozulmuştur.

Yedincisi, aktif olarak politikaya katılanlar nüfusun genelinden farklı özelliklere sahip olabilir ve bu çevrimiçi söylemin doğasını etkileyebilir. Smith vd., (2009) ABD'de toplumun avantajlı kesiminin en aktif politik kesim olma eğiliminde olduğunu ve bunun çevrimiçi aktivizmde de yeniden üretildiği sonucuna ulaşmıştır. Benzer şekilde, Di Gennaro ve Dutton (2006) İngiltere'de politikada aktif olanların yüksek sosyo-ekonomik gruptan, iyi eğitimli ve daha ileri yaşlardaki insanlardan çıkma eğiliminde olduğu sonucuna ulaşmıştır. Buna karşılık çevrimiçi politik katılım gösterenlerin ise çok daha zengin ve iyi eğitimli kişilerden oluştuğunu ama yaşça daha genç olduklarını saptamıştır. Dolayısıyla, Di Gennaro ve Dutton internetin politik katılımdan ziyade politik dışlamayı desteklediği sonucuna ulaşmıştır.

Kısacası, siber alanın farklı geçmiş deneyimlerden ve uluslardan insanların iletişim kurabilecekleri özgür ve açık bir alan olduğu ve bu insanların daha müzakereci, hoşgörülü ve güçlenmiş bir dünya kurabilecekleri görüşü birkaç noktayı gözden kaçırmaktadır. Dünya eşitsiz ve karşılıklı olarak dışlayıcıdır (düz anlamıyla); çatışan değerler ve çıkarlar tarafından bölünmüştür; köklenmiş ulusal ve yerel kültürler (ve kimliğin din ve etnik köken gibi diğer noktaları) tarafından alt bölümlere ayrılmıştır ve bazı ülkeler otoriter rejimler tarafından yönetilmektedir. Gerçek dünyanın bu farklı unsurları, çok sayıda dilden, nefret içeren web sitelerinden, ulusalcı söylemlerden, sansürlenen ifadelerden ve avantajlı kesimlerin aşırı temsilinden oluşan yıkık bir Babil kulesi doğuracak şekilde siber alana nüfuz etmektedir.

Toplumun gelişimini etkileyen farklı güçler vardır. Artan göç, ucuz seyahat, kitlesel turizm, pazarın küresel bütünleşmesi ve eğlencenin küreselleşmesi artan ulus ötesi ilişki anlayışını teşvik etmiştir. Bu gelişmelerden bazıları internette de destek bulmuştur. Dünyanın her yerinden YouTube ekranlarında paylaşılan deneyim, müzik ve mizah bir "biz-hissi" pompalamaktadır. YouTube'daki "Here is u" videoları her dilde komiktir ve altyazıların sıkıcı etkisinin de üstesinden gelmektedir.

İnternet, aynı zamanda uzak yerlerdeki deprem mağdurları ya da baskıya maruz kalan protestocular gibi abluka altındaki gruplarla dayanışma ruhunu güçlendiren görüntülerin küresel ve hızlı dağıtımını kolaylaştırmaktadır. İnternetin daha uyumlu, anlayışlı ve adil bir dünya yaratmaya katkı sağlama potansiyeli vardır. Ama değişimin itici gücü mikroçipten değil toplumdan gelecektir.

Bir bakıma, Orta Doğu'daki ayaklanmalar, muhalefeti harekete geçirmede ve Orta Doğu dışından destek kazanmada internetin, mobil telefonun ve uydu televizyonunun nasıl bir gücü olabileceğinin kanıtıdır. Bu demektir ki, bu ayaklanmaların altında yatan derin sebepler vardır: Hızlı eğitsel gelişmeyi takip eden hayal kırıklığıyla sonuçlanmış beklentiler, yüksek genç işsizliği, yükselen gıda fiyatları, gözden düşen neo-liberal politikalar, ahbap-çavuş kapitalizmine ve otoriter rejime yönelik kızgınlık ve bazı durumlarda aşiret ve dinsel düşmanlık. Mısır, Tunus ve başka yerlerde 1980'lere kadar uzanan grevler ve protestolar bu ayaklanmaların öncülleridir. 

Gerçekte, çarpıcı olan, altı aktif "isyancı" ülkenin arasında (Tunus, Mısır, Libya, Bahreyn, Suriye ve Yemen) sadece Bahreyn'in Facebook yaygınlığı ve internet kullanımında ilk beş Arap ülkesi arasında olmasıdır. Bu durum, daha yüksek internet yaygınlığı oranına sahip Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Arap ülkelerinin halkları kendi diktatörlerine karşı gelmezken, iletişim teknolojilerinin değil yerleşik sosyal faktörlerin ayaklanmalara neden olduğunun altını çizmektedir.

* James Curran, Goldsmiths College'da iletişim profesörüdür ve opendomocracy.net sitesinin medya ve internet bölümü editörlerindendir. Bu çeviri, Curran'ın Aralık 2011'de Sydney'de verdiği bir dersin tam metninin ilk bölümüdür.

(1)Prosumer, kullanıcının içerik üretim ve sunum sürecindeki değişen konumuna işaret eden bir kavramdır. Buna göre internet gibi yeni iletişim teknolojileri ve sosyal ağlar, paylaşım siteleri, webloglar, mikrobloglar gibi içerik üretiminin ve sunumunun yeni biçimleri/platformları kullanıcıya hem içeriği üreten ve paylaşan hem de tüketen olarak iletişim sürecine katılma olanağı sunmaktadır. Prosumer kavramı ingilizce producer (üretici) ve consumer (tüketici) kelimelerinin birleştirilmesiyle türetilmiştir. (ç.n.)
(2)Irkçı ifadeler içeren ve sadece beyaz kadınlara ve erkeklere yönelik bir tanışma sitesi. (ç.n.)

[Opendemocracy.net'teki İngilizce orijinali nden Aylin Aydoğan tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]