forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

MHP VE BDP’Yİ AYNI SON BEKLİYOR

Aktif .

yavuz_saltikYAVUZ SALTIK

Referandumda CHP ile ayni çizgide buluşmasalardı bile bu referandum benzeri pek çok siyasi gelişmede alacağı tavırların MHP’yi bitirme noktasına taşıması zaten kaçınılmazdı. MHP’nin tepe yönetiminin tavrı bu süreci biraz daha kısaltmıştır.

Siyasi analizleri sağlam temeller üzerinde yapan herkes 8 yıllık iktidar sürecinde ama özellikle de son 3 yıldır Ak Parti’nin yasama, yürütme ve yargı ile ilgili tüm düzenlemelerin bir amaca yönelik olduğunu kolayca görebilirdi. Ama siyasi mülahazalarını tarafgirlik süzgecinden geçirmek zorunda olanlar bu yürüyüşü göremedi. Görülmeyen veya görülmek istenmeyen bu yürüyüşün varması hedeflenen noktanın adı BAŞAKANLIK sistemidir.

Tüm seçim sathı mahallinde Ak Parti’yi sloganlar üzerinden eleştiren MHP başkanlık rejiminde savrulacağı yeri gördüğünden midir bilinmez geçen seçimde ip fırlattığı seçim otobüslerinin üzerinden bu kez oldukça yoğun dozda tehdit savurabilmiştir. Savurduğu bu tehditlerin MHP’yi bitirme noktasına taşırken MHP suçluyu gene yanlış yerlerde aramıştır. Oysa Türkiye referandum un ardından Okyanus ötesinde aranan suçlu yerine Okyanus ötesinin Başkanlık rejimini tartışmaya başlamıştır.

Amerikan modeli başkanlık rejiminde sağda ve solda iki partinin dışında bir oluşumun olması çok mümkün değil. Böyle bir durumda da milliyetçiler üzerindeki etkisi oldukça fazla olan Başbakan Erdoğan’ın söylemlerinin MHP’yi bu açmaza sürüklemesi, MHP liderinin yolsuzluk, din-iman söyleminin dindar kesimleri etkilemesinden daha kuvvetli olması kaçınılmazdı.

Bütün seçim kampanyası boyunca adeta kostümsüz Başkanlık provası yapan Erdoğan, 2011 seçimlerinden sonra hayata geçirmeyi planladığı olası bir Başkanlık sisteminde iki partili düzen içinde %70’i sağ görüşe sahip Türk halkının ne kadarını ikna edebileceğini test etmiş oldu. Üç doğrunun bir yanlışı götürmediği bu testin sonuçları MHP açısından her ne kadar ağır mağlubiyet olarak yorumlanıp BDP açısından bir başarı olarak yorumlanıyorsa da BDP ile ilgili tespit doğru olduğu kadar eksiktir de…

Ak Parti, özellikle Güneydoğu’daki yoğun boykota rağmen neredeyse sandığa giden tüm Kürt vatandaşların oyunu almayı başarmıştır. Peki, sandığa gitmeyen Kürtlerin Ak Parti’den beklentileri nedir? En son yapılan Demokratik Toplum Kongresinde Kürt halkı adına yoğun olarak dillendirilen demokratik hak ve özerklik talepleri midir?

Ak Parti’nin başlattığı Kürtçe yayınların serbest bırakılması, Kürt açılımı ve bölgeye yönelik iyileştirme çalışmaları ile bir kısmı ikna edilen Kürt halkının artık aklı karışmıştır. Yıllardır uğrunda savaşıldığı söylenen bir çok hak kendilerine sunulmuştur. Olası Başkanlık siteminde eyalet yönetimine geçilip ülke 12 eyalete ayrıldığında (K.Irak’ta ki ve dünyadaki bazı dış gelişmelere göre 15’de olabilir) ve her bir eyaletin kendi meclisi, kendi bütçesi, kendi başbakanı olduğunda ama ülke T.C. adı altınta yönetildiğinde 30 senedir Marksist Leninist çizgiden başlayıp, milliyetçi hatta yer yer faşist çizgiye taşınan Demokratik özerklik peşindeki Kürt hareketinin elinde ne kalacak?

Yoksa BDP’lileri boykota getiren ve AK parti’yi CHP ve MHP’den daha ciddi tehlike görmelerinin yegane sebebi bu olmasın? Kürt halkının demokratik mücadelesinde hedefe koyduğu tüm hakları tereyağından kıl çeker gibi bir hamle ile önlerine koyan bir siyasi manevra sonunda Kürt halkının temsilcileri olanlar ‘İstediklerimizi aldık, harç bitti yapı paydos mu diyecekler? O zaman yeni Türkiye konjonktüründe MHP’ye düşen savrulmanın bir benzeri BDP’nin de kaderi olmaz mı?  Tabii BDP ve Kürt halkını temsil iddiasındakiler Kürt Halkı adına yeni hedefler koyup temsil ettikleri halkı da bu hedeflere ikna etmezlerse.

Ben, 10 yıl önce sorduğum ama hala cevap alamadığım bir soru ile bu anlamda BDP’ye bir yol göstermiş olayım. BDP ve/veya tüm Kürt Halkını temsil iddiasındakiler Türkiye coğrafyasında var olmak istiyorsa şu soruya cevap vererek işe başlaları gerektiği kanaatindeyim: Önümüzdeki 20 yılda İstanbul’da kaçınılmaz büyük bir deprem gerçeği var. Olası 7 ve daha üzeri bir deprem sonunda ölen insanların büyük çoğunluğunu elverişsiz koşullarda ve güvenli olmayan binalarda yaşam mücadelesi veren Kürt kökenli yurttaşlar oluşturacaktır. Bunun önüne geçmek için bir projeniz var mı? Yoksa ‘Kürt’ün canı ucuzdur’ diyerek silahlı mücadele döneminde kullandığınız ‘Bir Ölür, Bin Geliriz’ gibi hamasi nutuklara yolunuza devam mı edeceksiniz?

Bilesiniz diye söylüyorum MHP’de öyle söylüyordu…

DKM ARŞİVİ

Loading