forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

ANKARA'DA KUĞULU PARK VARMIŞ...

Aktif .

gazeteci_kamera AHMET ARSLAN

Hasan Cemal’in Cumhuriyet’e genel yayın yönetmeni olmasıyla başlayan bir gelenek oluştu gazetelerde: Genel yayın yönetmenlerinin “Ankara görmüş” olmaları.. 80’li yılların başından itibaren gazetelerin önemli bir bölümünün genel yayın yönetmenlerinin zamanında Ankara Temsilciliği yapmış olmaları mesleki ve sosyolojik bir zorunluluk olsa gerek.



Çünkü gazete haberlerinin (televizyon da demek gerek) önemli bir bölümünü siyaset haberleri teşkil eder. Haber okumaktan-izlemekten murat da “memlekette ne olup bittiğini” öğrenmektir.  

“Memlekette olup-bitenlerin” çoğu da Ankara’da planlanır ya da ete-kemiğe bürünür.

Dolayısıyla “olup-biteni” çıplak gözle görmek, dinamiklerini çözebilmenin yolu Ankara’dan geçer. Ankara gazeteciliği bir ölçüde “ömür boyu muhabirlik” sayılabilir.

Meclis kulislerinde, önemli kamu binalarının koridorlarında ve siyasi dehlizlerde dolaşmadan, buraların kokusunu almadan yaptığınız siyasi değerlendirmeler en basitiyle eksiktir, noksandır.

Muhabirin haberi nasıl kokladığını, aldığını, haber kaynaklarıyla olan ilişkileri bilmeden ileri sürdüğünüz tezler sizi çoğu kez açık düşürür.

Türkiye’de 90’lı yılların sonundan itibaren en ciddi haberi de “tüketen”, basitleştiren bir gazetecilik eğilimi var. (Hiç kuşkusuz bu noktada ‘geçici görevle’ bir süre Ankara’da bulunmuş olan Ertuğrul Özkök’ün çok önemli katkısı bulunuyor.) Biraz kıvrak zekâyla, biraz da kelimelerle oynamakla haberi ve “yazı”yı ciddiyetinden uzaklaştıran, içeriğini boşaltan yazarlar türedi.

Bunların ortaya çıkışları ve “piyasa tutuşlarıyla” ilgili neden-sonuç ilişkisine girecek değilim. Alıcıları var ki, bunlar da piyasadalar.

Benim üzerinde durmak istediğim nokta, neredeyse Ankara’ya hiç gelmediği anlaşılan bu güruhtan bazılarının “Ankara kaynaklı” gelişmelere ilişkin “bilirkişi” rolüne soyunmaları. Bu rolü icra ederken de cehaletin ukalalıkla birlikte paçalardan dökülmesi.

Bu “gazetecilik biçiminin” en son tezahürünü Ankara’da toplanan CHP kurultayı vesilesiyle gördük. Bazı “gazeteci-yazarlar” mezkûr kurultay vesilesiyle İstanbul’dan Ankara’ya gelmek için günlerce hazırlık yaptılar. Bunu “köşelerinden” de ilan ettiler. Sanırsınız ki Padişah efendimiz sefere çıkıyor. Ya da birileri “ıssız adaya gidiyorlar” da, yanlarına en zaruri vazgeçilmezlerini alıyorlar.

Herhangi bir Afrika ülkesine giden turistin aşı olması, bilinmeyen bir coğrafyada vakit geçirecek birisinin yanında pet şişeler ile su götürmesi gibi geldiler Ankara’ya.  

Yaptıkları  siyasi “değerlendirme ve analizlere” değinmeyeceğim. Ama Ankara’ya bakış açılarının ne denli cahilane ve etnosantrik olduğunu söylemenin de nezaket dışı olmayacağına inanıyorum.

Ülkede olup bitenlere “İstanbul merkezli” (Nişantaşı da diyebilirsiniz) bakan bir anlayışın ülkenin koskoca Başkenti’ni “uzaklarda bir diyar” gibi gören çarpıklıktır burada sözkonusu olan.

Siyasi ve sosyal gerçekliğin ele alınışındaki çarpıklık bir yana, gazeteciliğin en temel kurallarının bile nasıl göz ardı edildiğinin dışavurumu bu.

40’lı  ve 50’li yıllarda rahmetli Hikmet Feridun Es, seyahat ettiği  ülkelere ilişkin tanıtıcı yazılar kaleme alırmış. Günlerce dizi şeklinde yayınlanan bu yazılar çok büyük ilgi görürmüş.

“İstanbul merkezci” gazetecilerin Ankara’ya ilişkin neredeyse tefrikaya dönüştürdükleri “gözlemleri” Hikmet Feridun Es’i hatırlattı. Rahmetli o yıllarda Türk insanının dünyayı tanıması için önemli bir gazetecilik görevi ifa etmiş. Bundan dolayı da dizilerinin yayınlandığı gazeteler tiraj almış.

Şimdi 40’lı ve 50’li yılların gazeteciliğinden daha sığ ve “tanıtıcılıktan” ziyade indirgemeci bir bakış açısıyla karşı karşıyayız.  

“Ankaralı gazetecilere haber kaynakları ‘aman benden duymamış ol’ dermiş”. Vay be, ne müthiş keşif! İstanbul’daki gazetecilerin haber kaynakları ne diyor acaba?  

Trilye’de ve Tavukçu’da hep siyaset konuşulurmuş! CHP kurultayı vesilesiyle gazetecilerin bir araya geldikleri mekânlarda Daum’un Fenerbahçe’deki geleceği mi konuşulacaktı?

“Ankara’da Kuğulu Park diye bir yer varmış”!

Buna ne dersiniz?

Hikmet Feridun Es’in “sigara içen maymunlara” ilişkin gözleminden daha özgün ve çarpıcı değil mi?

Dua edelim ki, bununla kaldılar. Ya “Anıttepe’de gözüme büyük bir bina ilişti. Siz okuyucularım adına merakımı gidermek için yokuş çıktım, gittim. İnceledim ki Atatürk’ün ebedi istirahatgahıymış” deselerdi ne olurdu? Ya da Ulus’ta Hacı Bayram Camii’ni keşfetselerdi?

Zaten yılların Mülkiyelilerine “entellerin takıldığını” da “İstanbul merkezci” gazetecilerden öğrenmedi mi kamuoyumuz?

Allah’tan “Vatan Caddesi genişliğinde bir caddeden geçiyordum, kafamı sağa çevirdim bir bakanlık, sola çevirdim bir başka bakanlık. Şaşkına döndüm. Kendime çeki-düzen verdim, esas duruşa geçtim, hemen çantamdan kravatımı çıkararak taktım. Sordum, meğer Bakanlıklar semtiymiş orası, yani meşhur Kızılay’ın hemen bitişiği..” gibi derin analizler (malum Ankara’da her şey ve her yer ‘derin’) yapmadılar. Yoksa “turizm patlamasından” dolayı zorunlu güzergâhımız Kızılay’dan bile geçemez hale gelirdik.

Evet, Ankara soğuktur.. Haber ise gerçektir. Gerçekler de soğuktur.. “Mavra ve geyiğin” ötesinde bir kuşatıcılığı ve belirleyiciliği vardır. Erman Toroğlu’nun deyimiyle “Kodu mu oturtur.”  

Ankara gerçeği de, gazeteciliği de bundan ibarettir! Laf ebeliği yaparak okuyucuyu eğlendirmek, yazıyı ve haberi tüketim malzemesine dönüştürmek değil..

ahmetarslann@yahoo.com

 

DKM ARŞİVİ

Loading