forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

KENDİ KIZININ BAŞINA GELSE?...

Aktif .

dilek_yarasDİLEK YARAŞ
 
Geçtiğimiz Cumartesi günü, Mediaolog Platform’un düzenlediği ilginç bir panele katıldım. Diğer katılımcılar: Ergun Babahan, Mehveş Evin ve RTÜK İzleme Daire Başkanı Nurullah Öztürk’tü.
                                        
İki buçuk saat boyunca, Münevver Karabulut cinayeti örneğinden yola çıkarak medyadaki şiddeti -kelimenin tam anlamıyla- tartıştık…
 
Babahan’la tartışmamız çeşitli medya sitelerinde yarım yamalak bir şekilde çıkmış. İyisi mi işin aslını, yani nasılını ve niçinini ben anlatayım size…
 
Bilirsiniz, medyadaki şiddet haberleri konusunda oldukça keskin görüşlerim vardır benim. Kimse de tutup ‘’Ama sen de zamanında yapmıştın,’’ diyemez bana. Çünkü, yöneticilik yaptığım yayın organlarında da bu konuda azami dikkat gösterdim ve her zaman da bugün savunduğumdeğerler doğrultusunda bir yayıncılık yaptım.  (Benim, sistemin esir alamadığı gazetecilerden olmak gibi bir lüksüm oldu bu hayatta ki en çok da buna şükrederim.)
 
Durum böyle olunca Ergun Babahan’ın medyanın Münevver cinayetine bu kadar geniş ve ayrıntılı yer vermesinin hem doğal hem de gerekli olduğu tezine karşı tepkisiz kalamayarak: ‘’Sizin kızınız böyle bir cinayete kurban gitseydi, haberini aynı Münevver olayında olduğu gibi mi verirdiniz?’’ sorusunu yönelttim. Babahan, pek hoşlanmadı bu sorudan. Saçma ve gereksiz buldu. Böyle bir soru sorulamayacağını iddia etti. Ama ben pes etmedim ve cevabını alana kadar da sorumun peşini bırakmadım. (Kabul ediyorum, biraz haşin bir soruydu. Ama medyanın bu haşin tarzını benimseyen birine de başka türlü bir soru yöneltemezdim.)
 
Her neyse, herhalde çok bunalttım ki Ergun Bey’i, en sonunda ‘’Evet aynı şekilde verirdim. Ben o sıra acımla meşgul olacağım için kendim yapamazdım belki ama arkadaşlarım yapardı.’’ dedi. Ve o sinirle benim bu ‘’ahlakçı’’ kafayla gazetecilik yapmamamı, gidip bir hayır derneğinde ya da vakıfta çalışmamı önerdi.
 
Bu öneriye ‘’olur’’ dedim ve ben de ona, sadece bu tür cinayetleri işleyen kanlı canlı resimlere yer veren bir gazete çıkarıp onun yayın yönetmenliğini yapmasını önerdim. O da benim önerimi kabul etti:)
 
Gördüğünüz gibi, ‘’gül gibi anlaşamadık’’ dedirten cinsinden şaka gibi bir diyalog içine savrulduk.

Aslına bakarsanız, Ergun Babahan’ın o sinirle verdiği cevabı çok da ciddiye almadım. Çünkü bence, son derece tepkisel, haklı çıkmaktan başka derdi olmayan bir karşılıktı o.
 
Dolayısıyla ben o tepkiyi cevaptan saymıyorum ve Ergun Babahan şahsında tüm medya yöneticilerine diyorum ki:
 
Bu soruyu, en sevdiğiniz varlığın gözlerinin içine bakarken düşünün. Cevabını da bana değil kendi vicdanınıza verin.
 
Sonra da bu sorumsuz ve kâr amaçlı pazar zihniyetinizle toplumsal bilince verdiğiniz zararı anlamaya çalışın.
 
Ayrıca:
 
Benim bu yaptığıma da ahlakçılık denmez. Hz.İnsan’ı koruma kollama çabası denir.
 
Basın etiği dediğimiz şey de bunun için vardır zaten.
 
Not: Bu yazı gazeteciler.com'dan alınmıştır.