forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

ÇANKAYA KÖŞKÜ'NÜN DİLİ OLSA DA ANLATSA...

Aktif .

ETİKETLER:Birsen Altıner

birsen_altiner_1BİRSEN ALTINER 

Eski yıllara ait gazeteleri karıştırırken, Cumhuriyet tarihinin üçüncü "first lady"si Reşide Bayar’ın ölüm haberi gözüme çarptı. Tabii o zamanlar cumhurbaşkanı eşlerine “hanımefendi” deniliyor. Semra Özal’ın Türkçemize kazandırdığı “first lady”yi o yıllarda hiç kimseler kullanmıyor.

 


Gazete 24 Aralık 1962 tarihli. Yani Demokrat Parti’nin on yıl süren iktidarı bitmiş, Yassıada duruşmaları sona ermiş, Adnan Menderes, Hasan Polatkan, Fatin Rüştü zorlu idam edilmiş… Ülke zor günlerden geçiyor. Özellikle Demokrat Partililerin aileleri… Bunların arasında iki çocuğuyla beraber birbirlerine kenetlenen Reşide Bayar da var. Aylarca eşinin akıbetini merak ediyor. Merak ediyor ama, Yassıada’ya bir kez olsun ziyaretine gitmiyor. Kayseri Cezaevinde yatarken kocasını muntazam olarak ziyaret etmeye başlıyor.

Gazetedeki o birkaç satırlık ölüm haberini okurken, bu hanımefendi hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığımı fark ettim. Bir zamanlar Çankaya’da oturan bu hanımefendinin ölüm haberi neredeyse bir iki satırla geçiştirilmiş. Bir gazeteci çıkıp onunla ilgili birkaç satır yazı yazma gereği duymamış. Dönemin siyasi konumunu düşününce bu normal görünebilir gözünüze. Ne de olsa “hain” ilan edilmiş ve ömür boyu hapse mahkum olmuş eski bir Cumhurbaşkanı eşi o. Eşinin İstiklal Savaşı’nın Galip Hocası, Atatürk’ün arkadaşı olduğu unutulmuş, DP’nin kurucusu ve o dönemim cumhurbaşkanı olduğuyla ilgilenilmiş sadece.

Trajik bir haberdi okuduğum. Kayseri Cezaevinde yatan eşini ziyaret etmek üzere trenle İstanbul’dan Ankara’ya gelirken Sincanköy yakınlarında kalp krizi geçirip, vefat eden bir kadının haberi.

Filmi yapılacak, kitabı yazılacak bir öykü çıkardı bu haberden. Hele de fotoğraftan. Fotoğrafta Reşide Hanım bir toplantıya giderken görülüyordu. Belli ki eşinin Cumhurbaşkanı olduğu dönemde çekilmiş bir fotoğraftı bu. Kilolu bir bayan olmasına rağmen kendince şık giyinmiş. En azından protokole uygun giyinmiş. Etek- ceketten oluşan bir döpiyes giymiş ve üzerine de kürk bir etol atmış. Başında siyah küçük bir şapka var. Şapkasından beyaz saçları gözüküyor. Boynundaki fuları, elindeki küçük kısa saplı çantası ve çok yüksek olmayan siyah topuklu ayakkabılarıyla sade ve iddiasız bir şıklık sergiliyor.

İddiasız ve sade… Bugünlerde unuttuğumuz bir şıklık anlayışı bu. Fotoğrafı dikkatle inceleyince Reşide Hanımın Anadolu eşrafından zengin bir ailenin kızı olduğunu düşündüm. Eğitimli değil ama görmüş bir ailenin kızı. Acılar çekmiş bir neslin kadını. Çelik gibi dayanıklı… Ve en önemlisi bir duruşu var…

Gerçekten de öyleymiş. Ayça Atikoğlu’nun yazdığı “Cumhurbaşkanı Eşleri” adlı kitabında bilgi var Reşide Hanımla ilgili.

Reşide Hanım, henüz 16 yaşındayken 1902 yılında evlenir Deutsche Orient Bank memuru Celal Bey’le. Üç çocukları olur. Refii, Turgut ve Nilüfer. Büyük çocukları Refii’yi gencecik yaşında kalp romatizmasından kaybederler. Bayar çiftini çok sarsar bu ölüm. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmamış onlar için. Özellikle Reşide Hanımı hiçbir şey eskisi gibi mutlu etmemiş. Ülkenin birinci kadını olmak bile…

Hakkında yazılanları okuyunca onun Çankaya’nın ilk sahiplerinden farklı bir kadın olduğunu anlıyorsunuz. Çankaya sırtlarında Atatürk’ün atına binip dolaşan bir Latife Hanım değil mesela. At merakının yanında, otomobil kullanmaya düşkünlüğüyle bilinen bir Mevhibe Hanım da değil.

Daha içine ve evine kapalı bir kadın.10 yıl ev sahipliği yaptığı Çankaya Köşkü’ndeki odasında sürekli Kur’an okurmuş mesela. Yolculuklarda bile Kur'an’ı elinden düşürmezmiş. Son derece dindar bir kadınmış ama başını açması gerektiği zaman da hiç itiraz etmeden açmayı başarabilmiş.

Cumhuriyetin ilanından sonra birçok kadın gibi o da başını açmakta zorlanmış tabii…

Bir gün İnönülerin evindeki bir davette Atatürk başı kapalı olarak oturmakta olan Reşide Hanım'a, "Hanımefendi, başınızı açmayacak mısınız” diye sormuş. Reşide Hanım cevap veremeyince, onun yerine Celal Bey, "Müsaade edin Paşam, açacaktır" diye cevap vermiş. O gün son kez başı kapalı olarak görmüşler Reşide Hanımı.

Ayça Atikoğlu “Cumhurbaşkanı Eşleri” adlı kitabında Reşide Bayar’ı “Kocasının yanında durmadı ama hep arkasında oldu” diye yorumlayarak şöyle anlatmış:

“1950’de Demokrat Parti seçimleri kazanır. Celal Bayar, Cumhurbaşkanı olur. Fakat Reşide Hanım Köşk’e çıkmak konusunda isteksizdir. Mütevazı yaşamını Çankaya’da da sürdürür. Günlerini kitap okuyup, nakış işleyerek, fakir çocuklara palto dikerek geçirir. ”

Kitapta Reşide Hanım’ın, Yunan kral ve kraliçesini, "Daha düne kadar düşman olduklarımla bugün dost olamam" diyerek ağırlamak istemediği ve eşi Bayar'ı protokolde yalnız bıraktığı, Bayar'ın Yunanistan ziyaretine eşlik etmediği de yazıyor.

İşte böyle…

Neler neler yaşanmış şu Çankaya Köşkünde… Dili olsa da anlatsa keşke…

birsenaltiner@gmail.com