forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

DEMOKRASİ EMPERYALİST GÜÇLERİN İŞİNE GELMEZ!

Aktif .

birsen_altiner_1BİRSEN ALTINER  

Tunus’tan sonra Ortadoğu’da en büyük kitlesel ayaklanmanın yaşandığı Mısır’daki protestoların ülkede bir rejim değişikliğine yol açacağı kesindi. Öyle de oldu. Hüsnü Mübarek’in istifasından sonra, meydanları dolduran kalabalıklar, bu kez sevinç çığlıkları atmaya başladı.


Muhalif lider Muhammed El Baradey hayatının en güzel gününü yaşadığını söyledi ve bundan sonra ülkenin daha iyi koşullarda yönetileceğine olan inancını dile getirdi.

Halkın ve muhalefetin sevincinin ne kadar süreceğini bilemeyiz ama, tüm yaşananların sonucunu görebilmek için bir süre daha beklemek gerekiyor. Mısır’daki bu hareketin sonucunda gelinen nokta gösteriyor ki, ülke geriye dönüşü olmayan bir yola girmiş bulunmaktadır. Görünürdeki tablo şöyledir; Mısır halkı kendi geleceğini özgür bir şekilde yine kendi iradesi ile şekillendirmek istemektedir. 

Bu mümkün müdür?

Değildir. 

Her ne kadar ortada bir “devrim” varmış gibi gösterilse de, böyle olmadığını söylemek zor değil. “Devrim”, bir isyanla ya da bir hareketle tanımlanacak kadar basit bir süreç değildir. Zaten şu kısacık zaman içinde diktatör devrilse de diktatörlüğün yerinde durduğu görülmüştür. 
Basit bir kural var. Basitçe açıklayayım. Bir ülkede egemen sınıfların dayandığı güçler ve o güçlerin oluşturduğu siyasal ağlar varlığını sürdürdüğü müddetçe, “değişim”den söz edemeyiz. Mısır’daki yeni yapılanma sürecinde de bu ağların kökten değişimi mümkün olmayacak, sadece el değişimi yaşanacaktır. 

Uzun zamandır kimse Büyük Ortadoğu Projesinden söz etmiyor. Hatta BOP’un rafa kaldırıldığı söyleyenler bile oldu. Bu hareketlerin yaşandığı ülkelere baktığımızda BOP’un hala işlerliğini sürdürdüğünü görüyoruz. Bu ülkelerin BOP kapsamında dönüşümü istenen ülkeler olduğu bilinmektedir. 

Peki bu dönüşüm nasıl olacaktır? Her ülke için farklı senaryoların yazıldığı kesin. Tunus, Mısır, Ürdün gibi petrol zengini olmayan ülkelerdeki senaryo ise, bu ülkelerin üretim ve tüketim potansiyelinin küresel sermayenin eline geçmesi şeklindedir. 

Zeynel Abidin ve Hüsnü Mübarek yönetimleri küresel sermayeye kapılarını açmamış mıydı?

Açmıştı açmasına da, halk hiç rahat değildi. Muhalefet her geçen gün güçleniyordu. Bu da Ortadoğu'ya biçilen ılımlı İslam modelinden uzaklaşmak demek oluyordu. Ilımlı İslam modelinin sağlanabilmesi için muhalefetin elde tutulması gerekmektedir. Kısacası ABD, bir yandan bu ülkelerin ekonomisinin kürselleşmesini isterken, bir yandan da radikal eğilimleri kendi kontrolleri altına almayı amaçlamaktadır.

Bu yüzden ABD ve İsrail, bölgesel çıkarları bakımından bugüne kadar her türlü desteği verdikleri Mübarek rejimini korumak için gereken çabayı göstermedi. Herkes bu eylemlerin zor kullanılarak bastırılacağını ve ordunun müdahalesine izin verileceğini düşünürken, onlardan tam tersi açıklamalar geldi. 

Mısır’da her diktatörlükte olduğu gibi temel hak ve özgürlükler baskı altındaydı. Sebepsiz tutuklamalar, gözaltında yapılan işkenceler ve yargısız infazların haddi hesabı yoktu. Demokrasi adı altında otokrasi yaşanıyordu. Üstelik halk fakir bırakılmıştı. Sürekli yaşanan yoksulluk ve şiddet isyan ateşini rahatlıkla fitilleyecek iki kavramdır. Böyle ortamlarda halkın sokağa dökülmesi zor değil. Hele iletişim ağlarının bu kadar yaygınlaştığı günümüzde bu çok daha kolay.

Arap halklarının yaşadığı şey budur.

Durumu kendi lehlerine çevirebilmenin tek yolu, dış müdahale etkilerini minimumda tutabilmeleridir. Böylece sistem içi dönüşümde isteklerini yaptırtabilirler. Ben yaşanan bu senaryoda bunun pek mümkün olacağını sanmıyorum. Verilen haklar, halkın gazını almaktan öte bir anlam taşımayacaktır. Çünkü bu topraklarda demokrasinin olması ABD’nin ve emperyalist güçlerin isteyeceği son şey olacaktır.

birsenaltiner@gmail.com

 

DKM ARŞİVİ

Loading