forkredit.com | | vivaspb.com | finntalk.com
Yazdır
PDF

BASIN KONSEYİ'NİN OKTAY EKŞİ'Yİ KINAYACAK GÜCÜ YOK!

Aktif .

birsen_altiner_1BİRSEN ALTINER   

Birkaç gündür Hürriyet'in 40 yıllık başyazarı Oktay Ekşi'nin “bu zihniyet analarını da satar” diye bitirdiği 28 Ekim tarihli yazısı medya gündemini meşgul ediyor. Yazdığı yazının ağır kaçtığını kabul eden Oktay Ekşi, ertesi gün özür yazısı yazdı ve Hürriyet'ten ayrıldığını açıkladı.

Gerçi özrü de, istifası da Başbakan ve bazı bakanların yargıya başvurmasına engel olmaya yetmedi. Başbakan ve bazı bakanlar Oktay Ekşi ve Hürriyet Gazetesi aleyhine 100 bin TL'lik manevi tazminat davası açtı.

Oktay Ekşi'nin başını yiyen yazısı, hidroelektrik santral yapımıyla ilgili hükümet politikalarını eleştiren bir yazıydı. Pek de haksız olmadığı eleştirilerini "Şimdi, her şeyi satan o zihniyetin marifetlerini görüyoruz” diye bitirmişken, hızını alamayıp "Bu zihniyet analarını da satar" ifadelerini eklemesiyle belki de hayatının hatasını yaptı. Gerçi şehir baskılarından çıkarılan bu son cümle sadece taşra baskılarında yayınlandı ama, yine de Tayyip Erdoğan ve AK Partililerin gözünden kaçmadı.

Başbakanın ve AK Partililerin Oktay Ekşi'nin Hürriyet Gazetesinden istifa etmesiyle yetinmeyeceğini düşünenler yanılmadılar. Nitekim kurucusu ve başkanı olduğu Basın Konseyi'nden de istifasını istediler.

Konsey ise başkanına sahip çıktı ve dün yaptığı gündem dışı özel toplantıyla, başkanları hakkında oluşturulmaya çalışılan "linç ortamına ve tard çağrılarına" boyun eğmeyeceklerini açıkladı. Basın Konseyi Yüksek Kurulu oy çokluğu ile başkanlarına güvenoyu verdiğini de bildirdi.

Böylece Oktay Ekşi, Basın Konseyi'nin başkanı olarak kaldı ama, yüksek kurulun ayıp olmasın diye verdiği “uyarı” cezasını almaktan da kurtulamadı.

Açıkçası ben Oktay Ekşi'nin başkanlıktan ayrılacağını ve “kınama” cezası alacağını düşünüyordum. Konseyin içinden daha fazla muhalif ses çıkmasını bekliyordum. Maalesef öyle olmadı.

Belli ki Basın Konseyi'nin Oktay Ekşi'yi kınayacak gücü yok. Hatırladığım kadarıyla bugüne kadar onu uyaracak gücü de olmadı. Konseye onun yazılarıyla ilgili gelen şikayetler genellikle yersiz şikayetler olarak kabul edildi. Oysa çok daha az hakaret içeren yazılardan dolayı, birçok yazar ve gazete sık sık “kınama” cezası almıştır Basın Konseyi'nden.

Oktay Ekşi herkese ve Hürriyet dışındaki her gazeteye hakaret edebilir. Yeri gelir bir meslektaşına “medya imamı” diyebilir; yeri gelir bir gazeteyi “basılı bir kağıt parçası, ama o kendisini gazete sanıyor” diye tanımlayabilir. Tüm bunları yaparken hiçbir zaman uyarılıp, kınanmaz. Bu olay bu kadar büyümeseydi ve istifa etmek zorunda kalmasaydı, yine uyarılmaz ve bu sözler görmezden gelinirdi.

Tüm bunları görünce Basın Konseyi ne iş yapar diye düşünmeden edemiyor insan? Hiçbir yaptırımı olmadığı halde sadece kınama ve uyarma cezaları veren bu kuruluşu ciddiye alan var mıdır? Gerçi gazetecilik mesleğinde özdenetim şarttır. Bunu da basın meslek kuruluşları yapmalıdır ama, tarafsız ve demokrat olmayı başarabilmeleri koşuluyla.

Görülüyor ki, Basın Konseyi demokrat da, tarafsız da olamıyor. Yıllardır başkanını değiştiremeyen bir kurum nasıl olur da tarafsız ve demokrat olduğunu savunabilir.

Medyada yeni bir dönemim başladığı açıkça görülüyor. Bugüne kadar medyanın amiral gemisi olarak kabul edilen Hürriyet gazetesindeki değişimleri düşünürseniz ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Hürriyet, önce Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun'la yollarını ayırdı. Sonra da Ertuğrul Özkök'ün genel yayın yönetmenliğine son verdi. Yetmedi, şimdi de artık günümüzde etkisini kaybetmiş olan başyazarlık ekolüne son veriyor.

Ertuğrul Özkök yönetiminden sonraki Enis Berberoğlu'nun Hürriyet'i günümüz dengelerini içinde barındıran bir çizgide ilerliyor. Oktay Ekşi ise bu dengeyi bozan çizgisini devam ettirmekte ısrar eden bir kalemdi. Eski doğruların yanlış olduğunun anlaşıldığı günümüzde söylediklerine kimse itibar etmiyordu. Taraflı muhalefetiyle inandırıcılığını kaybettiği için yazıları okunmuyordu. Hürriyet'te er ya da geç Oktay Ekşi dönemi bitecekti. Bence Hürriyet, Oktay Ekşi'nin böyle bir hata yapmasını bekliyordu.

Çünkü Oktay Ekşi'nin yazacağı konulara kimse karışamıyordu. Kısacası Hürriyet'te Oktay Ekşi'yi denetleyecek bir mekanizma yoktu.

Gerçi Fatih Altaylı bir yazısında “Hürriyet'te köşe yazarlarını denetleyen bir sansür kurulu olduğu biliniyor” diyor ama, Oktay Ekşi Yeni Şafak'ta yayınlanan bir söyleşisinde “ Yazınız basılmadan önce yayın yönetmeni ya da patronun haberi olur mu?” sorusuna “ Hayır, yazıyı ertesi günü okurlar” cevabını veriyor. “Ne yazdı acaba, yarın başımıza bir iş getirmesin diye bakmazlar” diyor.

Aynı söyleşi de şunları da söylüyor: “Aynı pozisyonda beş yayın yönetmeni ile çalıştım, hiçbiriyle sorunum olmadı. Nezih Bey biraz zor adamdı. Konuları birlikte belirlerdik, kompoze etme bana düşerdi. Çetin Emeç'e konu söylemeden yazımı veriyordum, okuyup tamam derdi. Ertuğrul geldiğinde 'Oktay Bey, bugün ne yazacaksınız, konuşsak' dedi. Anladım ki, bu sözün altında kontrol talebi var; “Bak Ertuğrul baştan konuşalım, benim konumumdaki insanlarla böyle konuşulmaz gibi geliyor bana. Ya devam et ya da bitir denir…” “Haklısınız” dedi. Konu bir daha konuşulmadı. Köşesinde; “Oktay Bey bana yayın yönetmenliği konusunda ders verdi” diye yazdı.”

İşte tam da bu yüzden Oktay Ekşi ve onun gibilerin dönemi bitiyor.

Artık kabul etmek gerekiyor ki Türkiye eski Türkiye değil. Toplum eski toplum hiç değil. Yeni nesil masallara inanmıyor. Taşlar yerinden oynuyor, inançlar sarsılıyor…

Medyada statükoyu savunan, kemikleşmiş taşların yerinden oynamasına itirazımız yok ama, bir başbakanın bir medya kurumuna emir verir bir şekilde “tard edin” demesi kabul edilecek bir durum değildir. Demokrasiden söz edip anti demokrat davranmak hiç kimseye, hele hele bir başbakana hiç yakışmaz. Elbette başbakan da bir insandır ve kişisel zaaflara düşebilir ama, eğer düşerse özür dilemesini de bilmelidir.

birsenaltiner@gmail.com